20 Kasım 2011 Pazar

Serüven

 Portishead - Roads by Ruzinho
*Sartre ''Bulantı''dan alıntıdır...


Dünkü düşüncelerimi incelemeye geldim.Pek yavan düşünmüşüm.Serüven varmış,yokmuş umurumda değil.Yalnız ve yalnız serüvenin var olup olamayacağını merak ediyorum.


Dünkü düşündüklerim şunlar:En sade bir olayın serüven olabilmesi için anlatılması yeter.İnsanları yanıltan da bu:Kişi her zaman öykü anlatan bir yaratıktır,öykülerle,başklarının öyküleriyle çevrilmiş olarak yaşar,tüm başına gelenleri öyküler biçiminde görür; ve hayatını ,bir öykü, hayat öyküsünü anlatıyormuş gibi yaşamak ister.
 

Kirpik

Gözüme kirpik kaçtı ya da döndü mü ne öyle birşey oldu. Tam da bankadan bankaya ordan başka işlere seyir halinde olduğum bi zamanda milletle bol bol göz göze geleceğim bi anda. Bir cm bişey bu kadar mı can yakar Allahım, nasıl kaşıntı anlatamam. Gözümü çıkarıp bi güzel iç dış yıkatmayı düşünmeye kadar itti o kadar yani. Sol gözümü kısıp baktığımda daha az kaşınıyor gibi hissediyorum he bir de kızardı onu da ekleyeyim. Hal böyle olunca ( kısık ve kızarmış göz ) her gören soruyor 


-Neye kızdın oğlum sen hale bak, sakin ol.
- Gözüme kirpik kaçtı ya.
- Çıkar kardeşim ona kızılır mı ? 
- Lan ondan değil acayip kaşınıyo ondan..
- Harbiden hayret bişeysin he, kaşınır da kaçar da kirpik lan bu. Hadi ben gittim.
- Lan Allah Allaahh kızmadım olm kaşınıyo ondan kıza... Dur lan kaşıdığım için.. Lan !


Etrafımda bir sürü Erdal bakkal var gibi. Neye kızıp neye kızmadığımı bir türlü denk getiremiyorlar, böyle olunca insan daha da bir kızıyor. Derdimi bir türlü anlatamamanın kızgınlığı daha da bir patlayıcı oluyor, üstüne bir de güzel ve yalnız memleketimin daha birini hazmedemeden diğerine geçen gündemi iyice geriyor insanı. N. Ç. , depremzedelerin durumu, kaçırılan deniz otobüsü, insanların bu olaylara tepkileri vesaire derken Behzat Ç. seyrettim de kendime geldim. Adam sanki benim yerime küfür ediyo, gerci küfür konusunda kapışırız her türlü ama şu adam öldüren bakış konusunda bayaa çalışmam lazım. Bir de şu blog işine de kızıyorum, bildiğin kendi yarattığımız şeye sinirleniyorum ne kadar saçma, ama içimde kalıyor söyleyemiyorum. Zaten bu kadar insan içinde 15 kişi alakadar şimdi bişey söyleyeceğim sen de okumayacaksın, tırsıyorum yani bildiğin senden. Ne kadar pop-kültür düşünce tarzı dimi, hayır efendim öyle değil hemen tribe girme. Senin hakkını teslim etmek için susuyorum, inşallah o da bi daha ki yazıda. Ama şunu da ekleyeyim ki hak verirsin yani sen de ne şahane yazılar gördüm yorumlar piç etmiş, ne yorumlar gördüm yazıdan daha afili...


Neyse hal böyle olunca blog, komşunun blogu gibi görünüyor. İnşallah yakın zamanda tekrar yatıya kalacağım..
 

11 Kasım 2011 Cuma

Erken Ölen Daha Uzun Süre Ölü Kalır

Senarist olsaydım nasıl bir senaryo yazmak isterdim? sorusuna vereceğim cevap; 2006 yılı Alman yapımı olan, orjinal ismiyle ''Wer früher stirbt ist länger tot '' olurdu. Yaklaşımı ''hayat güzeldir'' olan filmi izlediğinizde sizde bıraktığı his; salt mutluluk oluyor.Mutsuzken izlendiğinde en azından bir süreliğine  pozitif düşüncelere sürükleniyorsunuz .Aşağıdaki video filmin içinden 2 dakikalık bir kesittir.

 

10 Kasım 2011 Perşembe

Çuvallamak?


Yolculukların en sevdiğim yanı, kendinizle yüzleşerek belki de hayatınızı tamamen etkileyecek şeylerin farkına varabilmenizdir.Bir kitap okursunuz mesela, normalde hiç dikkatinizi çekmeyen bir cümle o anda gözünüze hayatınızın en önemli anlayışı gibi gelir ve siz saatlerce bunun üzerine düşünüp,yeni kararlar alabilirsiniz.

 

1 Kasım 2011 Salı

Japon kale

Acıyla açtı gözlerini, ağzını çığlık atacak kadar açtı ama sadece kısık bir inleme çıkarabildi sadece. Delirmiş gibi sıkmaya başladı kasılan bacağını, bu ara çok sık oluyordu bu kramp meselesi. Tıp okuyan arkadaşlarından birine sormuştu aslında neden böyle olduğunu fakat arkadaşının alanı olmadığı için detaylı bilgi veremezmiş, bacağına da krampa da arkadaşına da söve söve uyudu tekrar, akreple yelkovan çok saçma bir vakti gösteriyordu.

 

31 Ekim 2011 Pazartesi

Deli saçması



Blog aslında böyle ani yazılara alışık değil ama can sıkınkıtından mütevellit bu seferlik idare edeceğiz ailecek. O kadar amaçsız başlıyorum ki yazıya nerde biter ne kadar kendini kaybeder ne zaman delirir belli değil. Başta şunu söyleyeyim İstanbul'un havasından şikayetçiyim arkadaş ! Evden çık hırkayla üşü eve dönüp mont al terle, oldu babanın uşağı vardı. Bi de bulutlarına hastayım iki dakika kafamı kaldırıyorum bulutlara bakayım bütün romantik yaratıcı insanlar bulut izler bi bok vardır belki diye ya bana öyle geliyo ya da İstanbul'un bulutları cidden kopyala yapıştır tekniğiyle oluşturulmuş. 

Üstüne bi de rahatsızlığım var benim ki hepinizde vardır muhtemelen bi şarkıya tutuldum mu yandı, söyleyen gelip dinleme lan artık ben bu kadar dinlemedim demesi lazım. Aksi gibi bu ara bi şarkıya tutuldum ki piii ( leyla ile mecnun efekti ) Can Bonomo (Banana diyesim geliyo da şimdi fanına denk geliriz mazallah tamam ben yakışıklı kıskananlardanım kabul ediyorum ama cidden muza benziyo adam ben napiim bu sefer benimle alakası yok ) bana bir saz verin verin ulan, sazım nerde saz verin bana saazzz, diye yürürken kulaklığımla kafama ceviz düştü. Çocukken top oynadığımız yerde ceviz ve incir ağacı olduğu için dikkat ederdik kafamıza bişey düşmesin diye ama büyüyünce unutmuşuz, hatırlattı karga sağolsun. Bi de gek gek ötüyo artiz sanki Newton'un kafasına elma attı, normalde hayvan severim ama kafama ceviz atmadıkça. Tabi kargayı yakalamak gibi bir yeteneğim yok onun yerine cevizi geri iade edebilirdim ama onuda yapmadım, onun yerine kaçtım. Lan ! kargadan kaçılır mı, kaçtım valla tarih bunu da yazsın istedim...

Ahan bu da şarkı 


He bi de saatlerin geri alınması var zaman geçmedi arkadaş jetlag oldum resmen

* Bonomo - Banana bi benim aklıma gelmedi dimi dürüst olalım birbirimize..
 

26 Ekim 2011 Çarşamba

Zaman kadavraları

          Farkındayım iyice tembel yazarlardan olduk ama hak verirsiniz sanırım insanın yazası gelmiyor bir türlü bu koşullarda. Ne anlatacaksın ki gülünçlü bir anı mı yoksa hayatın ne kadar ince bir hastalık kadar ince olduğunu mu birileri can çekişirken. Bu yüzden bu yazıda hata bulursanız affola.. 
        
        Vakit daralıyor ki huyudur daraldıkça klostrofobimi azdırır. Zamanında biri söylemişti her insan kıyametini kendi içinde bulacak diye tabi o zaman buna gülüp geçecek kadar genctim. O kadar gençtim ki sigara daha ağzıma yakışmıyordu, kendimden büyük cümleleri iki kere düşünmüyordum henüz ve her gece eve vakitlice gelmem emrolunuyordu. Köşe başlarında sigara içme eşkiyalığını eve giderken nane yeme hanımevlatlığıyla nötüralize ettiğim zamanlardı. Kim demişti hatırlamıyorum işte her insan kıyametini kendi içinde bulacak diye. Nasıl olur da insan kendini kahredecek şeyi kendi içinde taşır, neden taşır. Ne olduğunu bilerek üstelik, kabullenerek devam eder. Ne kadar saçma ! İçimden tekrarlayıp dışımdan gülüyordum, gençtim.  
        
          O zamanlar anlamsız gelen birçok şey yaş ile anlamlanıyormuş bunu da öğrendim geçen süre içinde. İnsanların organlardan arta kalan boşluklarda içinde kaç şeytan kaç melek taşıyabileceğini, en uzun mesafe için iki kişinin bile olmamasi gerektiğini tek başına o uzun mesafeyi yaratabileceğini kendine. Başkaları kıyametini yaşarken nası görmezden geldiğini, kendi kıyametini bile bile yeni doğmuş bebek gibi dünyanın ninnisini söyleyerek içinde itinayla taşıdığını. Daha neler öğreneceğimi merak ettiğimi. Korkuyorum bazen ya hala bazı şeyler için gençsem diye...


       Erittiğimiz her yaş haklı çıkarıyor zaman kadavralarını...
 

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ahmak !!!

"Amiyane tabirle yol vermiş adama, sonra olanlar oldu tabi.." dedi ve devam etti ojeli tırnaklarıyla Fransız filmlerinde renkli, özendirici festivallere benzeyen parmaklarının arasındaki sigaradan bir nefes çektikten sonra. Duman düz saçlarının üzerindeki tablonun yüzünü tanıdıklaştırırken hala aynı heyecanla hikayesine devam ediyordu. Etrafındaki herkese aynı anı yaşatmak istermiş gibi mimiklerini kullanıyor ama başaramayınca elindeki en büyük kozu yani güzelliğini kullanarak dikkat çekmeyi başarıyordu.

 

8 Ekim 2011 Cumartesi

Sabit Gezgin

*Kişisel yazı.
Geçtiğimiz haftalarda babamla ''Game of thrones'' un ilk bölümünü izliyorduk televizyonda.Uzun zaman sonra birlikte bişeyler izlediğimiz anlardan biriydi ve sırf bu yüzden izlediğim diziyi tekrar izliyordum.En son TRT-Western kuşağında kalmıştık yıllar önce bir pazar sabahı kahvaltısında.Dizinin tam son sahnesinde Kuzey Kralı Ned Stark'ın küçük çocuğunun kalenin duvarından aşağı düştü sahnede -nolcak çocuğa ölüyor mu diye sordu babam.Ben ise o sırada en yakından tanımam gereken adamı aslında o kadar da iyi tanımadığımı düşünüyordum.
 

26 Eylül 2011 Pazartesi

Yürü, sebep sana yetişir


* illa bi mesajı olsun aman damar olsun ya da eğlendirsin diyorsanız üzgünüm, amaçsız bir yazı okumak üzeresiniz

      Sabahın köründe hiçbir amacı olmadan yürüdünüz mü ? Sahil boyu, spor olsun diye değil ya da hava almak için değil, sadece yürümek için. Bişeylerden kaçar gibi veya bişeyleri yakalamak istermiş gibi üstelik hiçbirşey yokken ortada. Yanınızdan geçen emekli insanlar, tombul ama sempatikler, sevgililer, tinerciler, hepsinin bi hikayesi bi amacı varmış da sanki bu dünyada piç gibi kalan bi sizmişsiniz gibi olmadı mı size hiç ? Olmadıysa eğer çok şanssızsınız şimdiden söyleyeyim, akvaryum seyreder gibi insanları seyretmek akvaryumun dışında nefes alamadığınızı anlayana kadar gayet keyifli, akvaryumun dışında nefes alamadığınızı anlayana kadar...

 

23 Eylül 2011 Cuma

Tanrılar Çıldırmış Olmalı

BİR KOLA ŞİŞESİNİN BAŞINDAN GEÇENLER
Herşey Tanrıların yeryüzüne bir kola şişesi göndermesiyle başladı: Öfke,kıskançlık,nefret ve şiddet !

Çocukken gülmekten karnıma ve çeneme ağrılar girmesine yol açan bir filmdi ''Tanrılar Çıldırmış Olmalı''.Dünyadaki tüm insanların ''asimile'' olduğunu düşünürken ''asimile olmayanlar''ı tanımak,izlemek yıllar sonra; filmin hafızamda  neden bu kadar güzel anılar bıraktığına cevaptı.Filmde,anlatımı yapan ''dış ses'' ve anlatımlar ise şu anda farkına varabildiğim güzellikte.İzleyeceğiniz video filmden ufak bir kesit olup kısa film tadındadır.

 

14 Eylül 2011 Çarşamba

Ve Perde...

Bazı insanları seversiniz.Bazı insanları sırf sizi güzel terkettiği için seversiniz.Bazı insanları sırf sizi bir daha terkedemeyecek diye seversiniz.
Herkesin kendi çapında rol yaptığı şu hayatta sanırım en tiyatral anlar terkedilme anlarıdır.İşiniz için bir görüşmeye gittiğinizde repliklerinizi ezberlersiniz,yalan söylemeniz gerektiğinde söylemeniz gereken yalanları ezberlersiniz,dersinizle ilgili bir durumda söylemeniz gerekenleri ezberlersiniz,şarkı söylediğiniz bir anda sözleri zaten ezberlemişsinizdir.Terkedilme anları hariç hayattaki her an sinematiktir.Bir filmi izlediğinizde bilirsiniz ki her sahne çekimi defalarca tekrarlanmıştır ve tekrarlanan her sahnede duygular gitgide azalmıştır.Yönetmenin:


 

10 Eylül 2011 Cumartesi

Vincent-Kuzgun

Vincent;yanlış hatırlamıyorsam Tim Burton'ın çektiği ilk kısa (animasyon) filmi olma özelliğini taşıyor.Youtube'da bulunan altyazılı çevirisine göre burdaki çeviri daha iyi.Yazının devamında,sanırım Allan Poe'nin,Tim Burton'ın,Vincent'in ve benim en sevdiğimiz Edgar Allan Poe şiiri olan ''Kuzgun'u bulcaksınız.



 

7 Eylül 2011 Çarşamba

Tavsiye Koleksiyoncusu

* Yazarken bu şarkıyı dinledim buyrun siz de dinleyin belki işe yarar

    Ertesi akşam, hatta gün bitmek üzereydi sanırım ve yine sanırım bi mahalle arasında karşılaşılabilecek en güzel manzaralardan birine sahip olduğumuzdan neden bira içtiğimizi belli bir müddet sonra unutup sadece bira içiyorduk. Kapak sesleri, şişe sesleri, korna sesleri, belli belirsiz saçma sapan radyolar arası seyahat ve arada çıkan karıncalı görüntünün ses hali. Fıçı biraya daha alışamamıştım, ağzımdaki tadın iyi mi kötü mü olduğuna karar vermeye çalışıyordum ki o kadar ses saçmalığının arasından hiç olmayacak bi ses yükseldi. Hiç sırası değildi ama arkadaşım " benden sana tavsiye " diye başlamıştı cümleye.

 

5 Eylül 2011 Pazartesi

Ben 2 Kere Daha Bakıyım mı?


paramı geri verin lağnn
''Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.''
                                                      Andy Warhol 

Hayatımda çoğu şey tepetaklak gidiyor,bir türlü rayına oturtamıyorum.Durum böyle olunca ''ben nerde yanlış yaptım, sanki çok büyük bir günah işlemişim de başıma gelen bu talihsizlikler o günahın bedeliymiş gibi hissediyorum.
Çocukluğum benim için söylenmiş ''bu çocuk çok zeki,çok zeki'' pohpohlamalarıyla geçti.İşin kötü yanı bi ara buna kendim de inandım.Benden başka inananlar da vardı.Ortaokuldaki öğretmenlerim...

 

3 Eylül 2011 Cumartesi

Meraklılarına Duyurulur-Beyoğlu Sahaf Festivali


Biz de başkalarının yalancısıyız
Beyoğlu Belediyesi tarafından 2008 yılı Mayıs ayında birincisi düzenlenen festivalin bu yıl 5.si düzenleniyormuş. 5. Beyoğlu Sahaf Festivali 06-18 Eylül 2011 tarihleri arasında Trt yanı Tepebaşı’ndaymış…
Bu sene katılımcılar arasında Ankara’dan da sahaflar varmış.
Açılış: 06 Eylül Salı, 11:00
Kapanış: 18 Eylül, 23:00
Mekan: Beyoğlu, Tepebaşı, Eski Tüyap şimdiki TRT Binası Önü

 

1 Eylül 2011 Perşembe

Mütemadi Lakırdılar - kayıt dışı -

- Küçükken karanlıktan korkar mıydın ?

- Korkardım tabi Sancho bu nasıl soru, her çocuk karanlıktan korkar.

- Sence neden ? Yani sana da tuhaf gelmiyor mu bu değişim, küçükken korkardık ama artık korkmuyoruz. Korktuğumuz şeyler değişirken korku hep sabit kalıyor. Bazen değişen biz değil etrafımızmış gibi hissediyorum, sanki etrafımız değişmese hep aynı kalacağız.

 

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Bence Yanlış Yapıyoruz

''Hayatın en saçma günleri; Taksim'in göbeğinde sevgilinize uçan balon demeti alıp,sevgilinizin balonları özgürleştirdiği günlerdir.'' dememi bekliyosanız,sizi hayal kırıklığına uğratacağım.Hayatın en saçma günleri;önemli bir sınav veya vize ya da final zamanı öncesi yapılmayacak her saçma eylemi yaptığınız zamanlardır.''Bu boşlukta Adem napar;esir olmuş televizyon bakar'' diye boşuna şarkılar yazılmamış.
Bu tür sorgulamaları uykumun gelmesi için televizyon başına geçmiş izlenebilcek en salak programları izlerken yapmam ''aslında bunları izlemek salaklık değil de; sorgulamaya sürüklüyormuş insanı''izlenimi oluşturdu bende gecenin şu saatinde...

 

28 Ağustos 2011 Pazar

Mütemadi Lakırdılar 5

        Bu sefer değişik bişey geldi aklımda daha interaktif bi blog olma adına. Fikrinizi merak etdiyorum, üzerinde oynama yapın, eleştirin , düzeltin ya da devam edin. Ne isterseniz yapabilirsiniz :
 

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Pedro Paramo

Latin Amerika Edebiyatı'nın Kutsal Kitabı
''Sevgilim mendil verdi
Oyası gözyaşından...''

Comala'ya babamı aramaya geldim;dediklerine bakılırsa burada oturuyormuş,Pedro Paramo adında biriymiş.Annem öyle dedi;ben de o ölür ölmez babamı görmeye gideceğime söz verdim.Sözüme inanması için elini iyice sıktım,annem ölmek üzereydi;benden ne istese yapmaya hazırdım.''Ne yap yap git, bul onu,'' dedi bana.''Seni gördüğüne sevinecek biliyorum.''Gideceğimi söylemekten başka elimden ne gelirdi ki?Söz,dedim,elimi onun kenetlenmiş,ölü parmaklarından kurtarana kadar söz,söz diye tekrarladım.

 

26 Ağustos 2011 Cuma

Duyduk duymadık demeyin

Uzun tartışmalar, beyin fırtınaları ve artı eksi değerlendirmeleri sonucu artık bizim de blog olarak bi twitter adresimiz var. Buradan yakalayabilir,konuşabilir, sorabilirsiniz, yorabilirsiniz.. Ama yinede çok yormayın daha yeniyiz biz..
 

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Born to be Lazy

     Gözlerini açar açmaz her zamanki gibi önce elini telefonuna doğru savurdu. Geç kalmıştı yine, aslında bir işi yoktu ya da verdiği bir söz ama güne geç kalmıştı, saat 17.03 bu saate kadar da uyunur mu yuh. Gerçi geç kalmak onun için pek sorun teşkil etmez hatta genelde geç kalır ve bir türlü atamaz bu geç kalmışlığı üzerinden.
 

12 Ağustos 2011 Cuma

Bi açıklama bekliyorum

Saçma olabilir ama bi konudaki görüşleri merak ediyorum. Kişiye göre değişebilir kaç kişiye göre nasıl değişir onu da merak ediyorum zaten. Uzatmayayım soruya geleyim ;

Şiir herkesin apaçık anlayacağı bişey mi olmalı ?
Anlamadığın şiir kötü müdür, keyif almaz mısın ?
His yaratır mı, yarattığı his okuyucuyu keser mi ?

Zaman ayırıp bu sorulara cevap verirsiniz umarım..
 

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Nokta

varolmanın dayanılmaz hafifliğinden...
 

28 Temmuz 2011 Perşembe

Duyarsızlık

Bir Kathe Kollwitz resmidir
İnsanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük sivilce ya da beze gibi bir şey burnumun kenarında çıkmış olabilir.Normal doğum bekliyodum ama sezaryen doğuma da razı geldim.Bu sebeple bu sabah doktora gittim ve beni tanıyan doktor ismimi tereddütle söyledi.Antibiyotik yazarken,doktor dedim bana tanıdık bi psikiyatr önerir misin? O sırada odada olan genç bayan lafa girdi -sanırım benim ilgi alanıma giriyor sorunun ney dedi bana.Dedim 2 gün önce başladığım ''Mulholland dr. filmini yeni bitirdim,bi süredir izlediğim filmleri 2-3 güne yayıyorum,10 sayfa kitap okuyup bırakıyorum ama hepsinden önemlisi insanları dinle(ye)miyorum.Gözlerinde ah bende dinleyemesem özlemi var gibiydi.Sırf bu dinleyememe sorunsalı yüzünden  bikaç dersten kaldığımı belirtip kaldığım yerden devam ettim.Sanki bu dünyada sadece yer kaplayan bir nesneyim.Bedeni bir birliktelik daha uygun bir kelime,zihnimin çok uzaklarda olduğu aşikar.Çok şeyi bi anda düşünüyorum ve ne düşündüğümün  farkına bile varamıyorum.Gülümsedi,bişeyler anlattı.Ama unuttuğu bişey vardı...
 

Beyaz Giyen Adamlar



Hia gene geç kaldım
21 Gün Kuralı: Bir bilimsel araştırma der ki;Herhangi bir eylemi 20 gün boyunca düzenli tekrar ederseniz bu eylem 21.günden itibaren alışkanlığınız haline gelir.


210 Gün Kuralı:Bir bilimsel olmayan araştırma der ki;uyumak eylemini 209 gün boyunca iş yerinde tekrar ederseniz patronlarınızın sözlü uyarıları artık eyleme dönüşür.

''Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok kızgınız'' (Fight Club)

Yazının devamı fazlasıyla kişisel olduğundan kendinizden birşeyler bulamama ve okurken sıkılmanız olasılıklar dahilindedir.

 

24 Temmuz 2011 Pazar

Susma e mi

   
      Bazı şeylere ilk anda tepki veren insanlara gıpta ediyorum çünkü ben yapamıyorum. O hadisenin sıcaklığından mıdır, an olgusunun sarhoşluğundan mıdır ya da ben de mi bi sıkıntı var bilmiyorum. 15 senelik balkon komşumuz taşınacağını duyduğumda pek umursamadım sonuçta yetişkin insanlardık mesafeler arkadaşlarımızla aramızda bi sorun teşkil etmezdi. Uzun sürede kurulmuş bağlar çabuk çözülmezdi ki herşeyden önemlisi zaten bi sokak aşağıya taşınacaklardı bu kadar ajitasyonun alemi yoktu. Bu yüzden iyiydim hatta evleri olacağı için mutluydum komşularımız adına ama o dediğim evre geçtikten sonra herşey değişmeye başladı. Yaz günlerinin en hoş hadisesi balkonda kahvaltıdır hak verirsiniz, balkonda kahvaltı yaparken arkadaşlarımın yüzü yerine sonuna kadar çekilmiş perdeler görmek ilk başlarda göze batmasa da artık sinir bozucu olmaya başladı. Aynı hizada balkona çıkınca gülümseyerek selamlaşacak birileri olmaması, en ilkel iletişim aleti ıslığın karşı komşun tarafından bişey ifade etmemesi ve hatta biraz daha abartayım bazı anıların da beraberinde alt sokağa taşınması tuhaf buruk bi tat veriyor çay içerken. Bazen " tamam lan hadi şaka yaptık herkes kendi evine " diyip geri geleceklermiş gibi geliyor.

    İşte Amy Winehouse da öyle yaptı, beraberinde birkaç anımı da hesap vermek üzere diğer tarafa götürdü. Üstelik giderken biranın içine buruk bi tat bıraktı ve buruk tat biraya hiç yakışmayacak daha denemedim. 

 

21 Temmuz 2011 Perşembe

İsim Analizi

İlkokul 1.sınıfta beslenme çantamdan zamanın ''boğaz yakan vişne suyu''nu aşıran Önder'i sıkı bir takip sonunda yakalayıp öğretmene şikayet ettiğim günü anımsıyorum.Evet kendi açımdan yaptığım şeyin fazlasıyla aptalca olduğunu söylemenize gerek yok ama 5 yaşında okula başlamam durumu biraz kurtarıyor bence.Veya en iyi ilkokul arkadaşlarımdan biri olan Güven’in göğsüne attığım tekmenin izleri önlüğünde hala duruyor olmalı.Yine aynı dönemlerde yazlarını geçirdiğimiz Ankara'daki bahçeli evimize; beni evcilik vaadiyle kandıran Mehtap ismini anımsıyorum.Bizimkilerin bu konudaki tiye alışları ve beni kızdırma uğraşları her çocuk gibi beni de germiş olcak ki -beni artık evimden çağırma ben gelirim ! diyerek komediler dizisine devam etmekten alıkoyamamışım kendimi.O çağırmaya devam etti o da ayrı bi mesele.Size bunları niye mi anlatıyorum...
 

17 Temmuz 2011 Pazar

Çocukluk işte

             Aslında ben inanmazdım kaşıkla içilen çayların midede solucan yaratabileceğine çocukken. Midede solucan düşünmek ne kadar ürkütücüyse o kadar ürkütücüydü tek kale maç sahamızın tek kalesinin önüne çekilen arabalar. " Sokak çocukları " na anlam veremezdim büyüklerin ağzından duyunca, çünkü sokaklar zaten çocuklarındı, çocuklar inatçıydı ve her birimiz yeni sokaklar edinmek için çok iştahlıydık. Çocuktuk, özgürlüğün dibine vurup geri atılmıştık dünyaya, yaptığımız bütün yaramazlıkların, sorumsuzlukların envayi çeşit tuhaflıkların geçerli bir sebebi vardı ; çocuktuk..
 

29 Haziran 2011 Çarşamba

Mütemadi Lakırdılar ⁴

      " Merhaba senorita " dedi elini nazikçe uzatırken. Kendi parmağındaki yüzüğü farkedip el değiştirmesi de bir o kadar hızlı ve nazikti. " Heyecanımı bağışlayın lütfen çünkü ilk defa bir perinin elini tutuyorum. Ne içersiniz ? Durun tahmin edeyim kırmızı şarap değil mi ? Çünkü kırmızı size çok yakışıyor " diye devam etti, nazikti, dikkatliydi ve cesurdu hatta biraz edepsiz bile sayılabilirdi. Bir ara kulağına vuran müziği hissetti, mümkün olsa iki kulağını tıkayıp sonsuza kadar kafasının içine dolan bu melodiyle yaşayabilirdi fakat dikkatinin dağılmasını istemiyordu. Karşısındaki bayanın iç gıdıklayan sesine dahası o sesin döküldüğü hafifçe aralanan ve çocukluğundan aklında kalan Cadillac kırmızısı dudaklarına kendini bıraktı. " Evet bende öyle düşünüyorum, söylediğinizin ne kadar önemli olduğunu umarım anlattığınız herkes farkediyordur. Bu arada saçlarınız, hayır hayır bir sorun yok, bu gece ay tutulması var ve sanırım saçlarınızın ışıltısı bunu farkettirmeyecek bana " diye sözünü böldü ama hemen pişman oldu bu çokça ergen kokan iltifat yüzünden, düzelteyim diye düşündü ama vazgeçti. Bayanın elinden bıraktığı şarabın ıslaklığı dudaklarını daha kırmızı ve daha parlak gösteriyordu. Yüzünü yüzüne bulaştırmak için artık herşey hazırdı, tam düşündüğü gibi gitti. Mükemmel bir geceydi ve karşısındaki içinde aynı şeylerin geçerli olduğu her halinden belliydi. Şarabı elinden masaya bırakıp yerinden kalktı ve iki ufak adımda yanına varacaktı ki alt kattan gelen kapı sesiyle irkildi. Ağzına hiç yakışmayan bir hassiktir çekip hemen aynanın karşısından yatağına doğru düştü. Atladı denemez çünkü hali tam olarak düşmekti, hayallerin ortasından gerçek hayata düşmek, kansız, yarasız ama zalimce. Gerçekliğe o kadar hızlı düşmüştü ki silmeyi unuttuğu kırmızı rujunu önce kan zannetti sonra uyudu, annesinin kapıyı açıp iyi geceler kızım dediğini bile duymadı..   
 

26 Haziran 2011 Pazar

24 Haziran 2011 Cuma

Siz hiç birinin "hiçbir şey"i oldunuz mu ?

   Hiçbir şey, ne kadar basit. Malum anlamlarını açıklamaya gerek yok "hiç" "bir" "şey" , oysa ne çok şeyin yerine kullanılır bu hiçlik ifadesi. Hep cepte ne olur ne olmaz diye bulundurulur, neyin varlarda, açıklanamayan hallerde, olmayan şeylerde kullanılmak üzere. Çaresizliktir hiçbirşey, çaresi olanların tanımı vardır, boşluğun adı hiçbirşey..
 

18 Haziran 2011 Cumartesi

Erotik Öykü:Komşumuz Ayfer Abla

Bu hikayeyi daha önce okumuştum ,şimdi çizimlisine denk geldim.Rahatsız bu Yiğit Özgür evet.
Resmin üzerine tıklayınca büyüyor.

 

Belirsizlik

''Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek'' cümlesini hayatınızda en az bir kere duymuş olmalısınız.Hayatın bu anlamsız koşuşturmacası içinde mola verip nefes alırken Özdemir Asaf'ın bu cümlesi gelmiştir aklınıza ve şaire selam edip yolunuza devam etmişsinizdir hatta.
Ben bu cümleye farklı bir boyut kazandırmak istiyorum.''Yaşamak değil beni bu belirsizlik öldürecek.'' Her gece yaklaşık 1 saat az uyumama sebep olan belirsizlikler silsilesinden başka katil aramak yanlış olurdu erken ölümüme.Söz konusu olay;bir şeyi gerçekleştirmek istersiniz ama bunun gerçekleşmesi için birbirine bağlı birçok olayın sonuçlarını beklemek zorundasınızdır.Bu kadar olasılık varken kafanız karışır ve hiç hamle yapamazsınız.Olasılıklar umrumda değil benim sorunum hamle yapamamakla ilgili.
Madem ki hamle yapamıyoruz Del Shannon'a eşlik edip kaçalım bizde.

 *Run run run run runaway...
 Runaway / Del Shannon by Chanond.K 
 

16 Haziran 2011 Perşembe

Yaz geldi böyle oldu

    Bu ara biraz boşladığımızın farkındayız okuyucu trip yapma lütfen kocaman insanlarız. Çok yoğun değiliz, işlerimiz başımızdan aşkın değil, hava ısındı ortamlara da girmedik. Dostum Xibalba ile parmak arası terliklerimizi giyip ( üstelik güneş gözlüksüz ) deniz kum güneş üçlüsünden hiçbiri olmadığından eski tatil anılarımızı anlatıp bayat çay içiyoruz. Yani okuyucu aslında kafa da patlatıyoruz ne yazsak diye boş durmuyoruz yani ama sanırım bayat çay yüzünden fikrimiz çıkmıyor..
 

15 Haziran 2011 Çarşamba

Freud Freddy'e Karşı

Bazı rüyalar anlam taşır.Bazıları eğlenceli,bazıları sıradışı,bazıları ürkütücüdür.Benim rüyalarıma yapıştıracağım en doğru tabir ise ''saçma'' olurdu.Rüyalarımda anlam aramayı bırakalı uzun zaman oluyor ama bazen de merak ediyorum gördüğüm şeyin anlamını.Mesela geçen sabah çocukluğumun geçtiği tarlada mısır toplarken gördüm kendimi.Mısırın tüm hallerini yazmışlardı rüya tabirlerinde.Şöyleki rüyamda gördüğüm mısırın şekline göre ;genç yaşta yapı işlerinde başarılı olucak,elime geçen parayı çabuk harcıyacak,bir hastalığa yakalanıp yoksulluğa düşecek ve mutlu olacakmışım.Bi an heyecanlandım mesleğimle ilgili bir yorum olcak diye ama kafam biraz karıştı açıkçası.Yine dün sabah adımın yazılı olduğu bir liste gördüm.Listede herkesin adının karşısında *sayısal yöntemler sınavından aldığı notlar yazarken benim adımın karşısında ne yazsa beğenirsiniz .GÖÇEBE !.Evet tam bu kelime yazıyordu gelin de anlam arayın.Neyse lafı fazla uzatmadan 18 mayıs 2010 tarihli bir rüyamı anlatıcam,deftere yazmıştım..
 

8 Haziran 2011 Çarşamba

Damgala !!!

     " En çok Pazar günlerini sevmiyorum, ertesi gün iş olduğundan değil dışarısı en çok bugün kalabalık olduğundan. Bir sürü acayip insan, bir sürü acayip bakışını üzerimde özgürce gezdirirken sokaklar benimmiş gibi gezemiyorum.Üstelik herkes kendi deliliğine masum ve şirin muamelesi yaparken. Bir de arkadaşlarım var, suratları beş karış, sanki haftaboyunca ben çalışmalarını emretmişim gibi. Umursamaz diyorlar rahatlığımın markasına, aslında umursuyorum. Bir keresinde sokak kedisine süt vermişliğim hatta savaş maduru çocuklar için tv karşısında ağlamışlığım var. Yine de umursamaz diyorlar ve sanırım umursamazlık artık merakımı cezbediyor. "
 

3 Haziran 2011 Cuma

Gerçek Orada Biryerde...

*Yazıyı aşağıdaki müzik eşliğinde okumanız tavsiye olunur.

 Ne zaman birşeyleri sorgulamaya kalkışsam ve kısır döngü içinde kaybolsam -ki bu sürekli olur- şaplağı tam suratımın ortasına yediğimi hissederim...Önce fırtına çıkar,sonrasında elektrik kabloları birbirine çarpar ve her taraf zifiri karanlığa bürünür.Ahşap pencerenin aralığından sızan rüzgar ; X-files jenerik müziği edasındadır.Hemen pencereye koşar sorularımın cevabını düşünürüm.Karşımdaki binanın arkasındaki tepede tanıdık bir sahne belirir :''The Truth is out there''. Sahiden ''gerçek orada biryerde'' olmalı..


 

1 Haziran 2011 Çarşamba

Mim : Dr. Brown, ben ve tabiki DeLorean

 crazywomenrosemary tarafından mimlenmişiz, bilinçli toplum insanı olarak sorumluluğu üstlendim. Biraz geç oldu ama idare et blogdaş ayrıca teşekkür ederiz :) Gelelim bünyemizde nörolojik reaksiyonlar yaratan, sadece çocukluğumuzun gibi görünse de sadece şimdi itiraf etmeye çekindiğimiz hayalimiz, konumuza..


**Konu: Zamanda yolculuk,nerede kim,kiminle olmak yada ne yapmak
isterdiniz?

    Çocukluğumun en hayalcambaz noktasıydı bu zamanda yolculuk işleri, birisine kızdığımda, bir hata yaptığımda, Fenerbahçe yenildiğinde.. Fenerbahçe'nin yenilmesine müdahale edemezdim belki ama sonucu bilir hayal kırıklığına uğrayıp üzülmezdim, ama madem konumuz " kim ve ne " kendi fantazilerimle konuyu dağıtmayayım.

 

Uyuyan Şato

Tam 9 ay önce yazdığım bir şeyi okuyunca sahiden afalladım.Sebebi o yazdığım şeyi dün gece uyumadan önce yazmış gibi hissetmemdi.Hep öyle olmaz mı nasıl geçtiğini anlamayız...
Peki neden ''nasıl geçtiğini anlamayız''.Birbirine benzeyen ayırt etmekte güçlük çektiğimiz günler yüzünden olsa gerek.Zamanın geçmesiyle alıp veremediğim yok fakat istediğim şeyleri yaparak geçirmemekle ilgili sorunlarım var.


 

29 Mayıs 2011 Pazar

Beklenti Gencin Kamçısıdır

        Kaç zamandır kafamı toplayıp düzgün birşeyler yazamıyorum, anlamadım nedendir, geldi yaz ayları gevşer beynimin tüzük ! yaylarından mıdır, yoksa hakikatten kalabalıktan odaklanamıdığımdan mıdır. Sevenlerimi çok bekletmeyeyim şımarıklığını yapmak istiyorum ama Allah'tan sevenim yok çünkü nefret ederim bekletilmekten ve beklemekten. Tamam dürüst olalım genelde yaptığımız şeydir birilerini beklemek ya da bekletmek, oyalanmak, sallamak vesaire. Benim bahsettiğim elde olmayan, dış etkenlerden kaynaklı beklemek fiilleri. Birisinin sizi sevmesini beklemek, birisi tarafından sizin sevme beklentiniz, şukela gelecek beklemek, sorumluluk almanız gerektiği beklentisi ve bi sürü buna benzer şey kişide mide ağrısı yapan hiçbir ilaçla geçmeyen hatta yer yer kusma ve baş dönmesi eğilimi gösteren dramatik durumdur.
 

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Mim:Bir Zamanlar Çocukken...

Mia Wallace beni bu mimde etiketlemiş.Teşekkürlerimi sunar yazıma başlarım.İlk mim yazım muhtemelen de son mim yazım olcaktır.Yazılanları okuduktan sonra bir daha mimlenceğimi düşünmüyorum,hatta biraz düşününce yazmayı bile bırakabilirim.

Mim Konusu: Ben küçükken... sanıyordum!
 
Sahiden biraz düşündüm de birileri bana dünyayı yanlış tanıtmış olmalı.Sanıların bir tanesinde tutarlılık olmaz mı dedim düşünürken,yazarken..

*Ben küçükken ağızda patlayan şeker varken kola içince kafanın patlicağını düşünüp ölümün gerçekleşceğini düşünürdüm.

 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Gün içinden cımbızla

          Sokaklarda amaçsızca dolaşmayı özlüyorum, akımda hiçbirşey yok zamanlardaki gibi. Lise dönemindeki saklayarak içtiğim sigaranın dumanının havada kaybolmasını seyretme hazzını. Bir bar filozofu bana da birşeyler anlattıydı, anımsanmıyor.
 

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Saplantı

"İnsanların birbirlerine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyordum.Böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu.Kötü sahnelenmiş bir piyes gibi.Sanki bir insana değil de bir koltuğa aşık olunuyormuş gibi!Ben gece gündüz hissettiklerimi,kızı,birlikte neler yapabileceğimizi,ona neler anlatabileceğimi düşünürdüm.Düşünmediğim zamanlarda da bunları gerçekleştiriyor olurdum.Belki de obsesif kişiliğimden kaynaklanan bir tavırdı.Tabii korkup kaçan onlarca kız oldu böyle davrandığım için.O kadar kolay hayatımı onlarla doldurabiliyordum ki mönüdeki tatlıdan çok,tek başına ve sürekli yenilen bir ana yemek oluyorlardı.Soruyorlardı bazen.

 

20 Mayıs 2011 Cuma

Rastlantının Öylesi Böylesi Şöylesi

-Karayip Korsanları çıkmış abi hem de 3D
-Tamam konu komşuya haber verin hep beraber gidelim.
Diyaloglarıyla başlamıştı herhangi Perşembe sabahı kahvaltısı...

 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Babalar, Oğullar ve Dolaplar



    Pazar günlerini bilirsin işte, isminde bile bir rahatlık bir salaşlık var. Sabah ailecek ve eğlenerek yapılan bir kahvaltı, ardından evdeki rütbe sırasına göre gazete ve eklerin dağılımı. Televizyonun boş gürültüsü, saçma magazin programları, annenin gün planları, babanın çoktan uzanıp dinlenme pozisyonu alması. Herşey tam bu güne layıktır tabi anne dolabın kapağını takın diyene kadar..
 

15 Mayıs 2011 Pazar

İçimizdeki Bukowski'ler

"Sabahın üçünde umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan, özellikle de onun oralarda olmadığını düşündüğün anlarda, kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendi kendini sokarsın ya da; hiç yollamayacağın mektuplar yazarsın ona; volta atar, söver ve dua edersin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürür gibi yaparsın.

Bir süre sonra bu da durulur. Eğer yaratıcı bir bireysen -unutma, bu noktada boktan bir hiçsin-kendine bu acıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın. İşte o gün sabahın üçünde benim başıma gelen de tam buydu. Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim."


 

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Stop.. Kestik..

" Hayatı karışıklaştıran insanların menfaatlerinin çakıştığı zamanlar sanırım, çünkü kesiştiğinde gayet yardımcı olabiliyoruz birbirimize " diye düşündüm içimden. Keza dışımdan konuşamayacak kadar erken bi saatti benim için, gözlerimden biri açık diğeri çoktan uykuya iltica etmiş, otobüs sarsıldıkça en ağır küfürlerle gerçek dünyaya dönmek zorunda kalıyordu.
 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Ay Si Ded Pipıl


25 yıldır bu bedende hapsolmuş durumdayım.O kadar alışmışım ki kendime,fiziksel değişimimi yalnızca eski fotoğraflara bakarak fark edebiliyorum.Aman tanrım bu gömleği  nasıl giymişim,saçlarımı neden böyle yapmışım serzenişleri eski fotoğraflarla su üstüne çıkıyor.Bundan birkaç yıl sonra aynı cümleleri bugünler için kurmak ise ‘’balık kriter’’ tadı veriyor ama naparsınız.Ben hala balık krakeri ön iki dişiyle ortadan ikiye ayırıp yiyenlerdenim.
 
Zihinsel değişimi ise fark etmek çok daha zor.Eski fotoğraflara bakıp analiz yapma şansınız yok mesela.Sanki 5 yaşındayken ve 25 yaşındayken aynı şeyleri düşünüp,aynı kıyaslamaları yapıyormuşum gibi geliyor bana.Düşünceler hiç değişip büyümüyormuşçasına...Ortaokulda verilen bir kompozisyon ödevini 2 gün uğraşıp yazdıktan sonra kendimi dünyanın en iyi yazarlarından biri olarak görmem,yaklaşık 2 yıl sonra aynı yazıyı bulup okuduktan sonra yorganın altına saklanmamla son bulmuştu.Bu ben olamazdım,çok korkmuştum.Korkudan ziyade utanmak.Nasıl olur da o kadar kısa süre içinde bu kadar değişebilirdi düşüncelerim,cümlelerim.Hayır hayır bu aptal cümleler bana ait olamazdı.Ama öyleydi.Öyle sanıyorum ki kısa zaman sonra burdaki eski yazılarımı okuduğumda ben yine o bilindik sahneleri yaşicam ve yorganın altına saklancam kimsenin beni görmemesi için.
 

10 Mayıs 2011 Salı

Noviembre

 ''Sanat,içinde geleceği barındıran bir silahtır''
 
''Amacım,kendim ve insanlar için bir şeyler yapmak.Tiyatro!Çünkü insancıl bir iletişim ve birbirimizi anlayacağımız eşsiz bir yol.Bu boktan dünyayı değiştirmeyi ne kadar istediğimi bilemezsin...Ve bence hala vakit var...!'' (Noviembre)

 

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Danışıklı Dövüş

Arkadaş ben bu blog işinden bişey anlamadım.Tamam pek geçmişim yok hatta geçmişimiz yok bu blog olaylarında ama.Bu süre zarfında,fırsat buldukça,blogları inceliyorum,beğendiklerimi takip ediyorum,düzenli okumaya çalışıyorum ama dikkatimi çeken şu oldu ki,herkes birbirinin ilkokul arkadaşı falan sanırım.Nasıl bir komünite çözebilmiş değilim.Çünkü hangi bloga girsem,tanıdık yüzler birbilerini takip ediyor,birbirlerine yorum yapıyor,birbirleriyle konuşuyor.Kendimi ''Truman Show'da hissetmemi sağlayan bu ürkütücü olaylar silsilesi uykularımı kaçırmaya yetiyor. Hani denizi olan bir şehirde olsam, kayığıma binip stüdyodan kaçarak ''Truman show''u sonlandırma planları kurguluyorum uyumadan önce.Şimdiden belirtmeliyim ki yakında ''Uykusuz''da yazmaya başlarım,dostum Nepenthe'de edebiyat dergilerinden birinde yazmaya başlar,para verip okumak zorunda kalırsınız, üzülürsünüz.He o kadarı olmasa da valla Wordpress'e taşır adresi de vermeyiz.Biz de sizin ilkokul arkadaşınız olmak istiyoruz.

*Bu yazının bazı yerlerine gönül isterdi ki gülücük işaretleri falan koyayım ama sevmiyorum yazı da bu tarz şeyleri,bana şey geliyor,komedi dizisinde espri  yapıldığında verilen kahkaha efekti gibi.Siz yine de gülümseyin bazı yerlerinde..
.
 

8 Mayıs 2011 Pazar

Mütemadi Lakırdılar ³


    İskele tahtalarının arasından masaya dolan dalga seslerinin en güzel yanı uzakta olsa bir avuç gitarlı ergenin sesini bastırmasıydı. O kadar başkaydı ki ay önce yüzünde kırılıp öyle uzanıyordu denize, birde dudakları. Sadece nefes almak için araladığı dudakları birşey söyleyecekmiş gibi olunca susuyordu şarap, Fransız'dan bozma boynundan kokusunu ödünç veriyordu küstahça.Hayır küstahça değil, şefkatle. Sanki balıkları uyandırmamak için sadece bakıyordu.Daha önce hiç bakmamış gibi ve bir daha bakmayacak gibi..

    " Bazen " dedi adam, " bazen .. " işte tam buraya güzel bir söz arıyordu okuduğu kitaplardan. Çünkü kız " ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen " der gibi bakmıştı. O vakit biri geçse kimin orda olmadığını anlamayacaktı ya da biri geçse o vakit kimse kalmayacaktı. Adam kıza tekrar baktı, kanatlanıp uçsa şaşırmayacaktı. Hiçbirşey olmadı, elini suya soktu önce kız, sonra gözlerini aya. "Gidelim " dedi " uyumadan önce masal anlatacaksın daha"..

Güzel bir uyku için hiçbir kız masal anlat(a)maz mı bana..
 

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Umutsuz Ev Adamları

''Bir varmış bir yokmuş.Virüsler tellal iken,bakteriler berber iken ben kendi beşiğimi tıngır mıngır sallar iken uçsuz bucaksız şehirlerden birinde umutsuz ev adamlarının yaşadığı bir ev varmış...''
 

Bu kış hayli sert geçti.Ellerimiz soğuktan norveçli balıkçılarınkine,burunlarımız silmekten hormonsuz turpa döndü.Ama hepsinden beteri tam iki ay süren öksürük oldu.Şubat ayında Beyoğlu'ndan grip virüsü alana ''öksürük'' kampanyasına gönülsüz olarak dahil olmak, anneleri soymadan meyve yemeyen sersefil topluluğa tokat gibi cevap olsa da; ağustos böceği masallarında değişen birşey olmadı.O meyveler yine soyulmadı,bazen suyu falan sıkıldı.Ev arkadaşım da İzmir'deki kampanyaya katıldı ama onunki bir ay öksürük kampanyalı olanıydı.
 

6 Mayıs 2011 Cuma

Uyanma Vakti

Şimdi size çok tanıdık bi andan bahsedeceğim. Gece yarısı olmasına rağmen izin verirdi evdekiler, sokakta çeşitli noktalarda, düzensiz aralıklarla ateşler olurdu etrafında kümeleşen insanlar. Büyüklerin kahkahalarıda ateşleri kadar büyük olurdu ve küçüklerin seyretmek kaydıyla yanlarında durmalarına izin verirdi.
 

3 Mayıs 2011 Salı

Alışkanlıklar, günlük yaşamın diktatörleri

- " Nasılsın abi ? "
- " İyiyim , sen nasılsın ? "
- " bende i ...

İyi mi ? Bok gibi bi geceden üstüm çamur toprak çıkageldim yine bok gibi bi gündüze, nasıl iyi olabilirim. E peki neden iyiyim dedim o zaman, neden doğruyu söylemedim, kafam lüleburgaz adımı unutmamak için avucuma yazdım psikolojime tecavüz ettiler dün gece niye demedim.
 

1 Mayıs 2011 Pazar

Mimesis ya da Made in Mexico

Mrv. Natural tarafından yakalandık teşekkürlerimizi sunar, ilk olduğu için kendisine çilekli sakız armağan ederiz..

Mim olayımız nasıl blog yazmaya başladım ?
- Oh Jesus ! kendimi işlevsiz hissediyorum !

    Blog olayında eski değilim hatta ne eskisi bildiğin yeniyim 4 ay oldu sanırm. Aslında blog yazma hikayemiz gayet doğal, biz iki arkadaşız Xibalba ve ben, aramızda konuştuklarımızı artık aramızda mesafe olduğu için yazalım diye düşündük. Tamam tamam bu kadar basit değil aslında biz uzun zaman önce blog olarak olmasada başka sitelerde yazı yazardık arasıra. Zaten kendi blogumuzu açmadan önce ikimizde blog okuyucusuyduk ve severiz düşündüklerini sesli söyleyen insanları. Blog olayını çok düşünüp bi türlü "nası olur acaba" konusunda karar veremiyorduk ayrıca. Alkollü olduğum bi gece arkadaşım tarafından kandırılıp yazmaya başladım blogda o yüzden asıl cevap vermesi gereken Xibalba..


    Hatta ilk zamanlar ve gecen hafta temp değiştirmeyi elimize yüzümüze bulaştırınca bırakma noktasına bile geldik nedense çok çabuk sinirleniyoruz. Bişeyi de itiraf edeyim madem başlarken bu kadar keyif alacağımı tahmin etmiyordum. Aynı dili konuştuğum, bizim gibi düşünen düşünmese bile bunu güzel bi dille anlatan insanların yazılarını okumak etkileşime girmek antep fıstıklı çikolata yemek kadar zevkli. Yani o kadar olmasa bile normal çikolatadan zevkli, sokakta anlatsam deli lan bu diyecekleri şeyler burda bağır çağır sokak ağzıyla hatta bazen araya küfür sıkıştırarak anlatmak güzel gerçekten. Daha ufağız 25- 26 kişiyiz, bu yazıyı da kaç kişi okur bilmem ama sizinle aynı kafayı yaşamak keyifli gerçekten..

* bu konuda ilkkez Milli - Mimli oluyoruz blogcana, o yüzden becerebildiğim kadarıyla idare ediniz efendim..

* hani insan kendi blog arkadaşını mimler mi ama Xibalba' nın insan ilişkileri daha iyidir :))

Merak çelenler :

aslında bikaç tane daha merak ettiğim vardı ama onlar çoktan mimlenmiş ve yazmış, çömezliğin gözü kör olsun..
* Bi de unutmadan 1 Mayıs kutlu olsun her nerede sömürüyor ve sömürülüyorsanız..
 

29 Nisan 2011 Cuma

Masal Masal Matitas

     Küçüktüm mahallemizde kelebekler uçardı. Çam ağaçları vardı, kelebekler konana kadar kovalardık ki onlarda bizimle oynar gibi sekiz çizerek uçarlardı. Kediler bizi umursamaz, duvarların hepsi üçlü koltuk, hararetli mahalle maçları anlatılırdı. Çocuktuk hepimiz karanlıktan korkardık, birde annemizin camdan gürleyen sesinden. He unutmadan arka bahçenin naneleri..Sobamız vardı evin ortasında, sıkça elektrikler kesilirdi akşamları. Pencerenin önü açıktı o zaman ilerdeki caddeden geçen arabaları sayardık annemle, kavak ağacı en yakın arkadaşım. Tabi babaanemin işi varsa, yoksa gözlerimin parlamasından elektrikler geldi zannederdi evdekiler çünkü masal anlatacak olurdu güzel sesiyle süper babaanne.
 

28 Nisan 2011 Perşembe

Atmosfer'in Suçu Ne?

Dişiler XX kromozomlarından, erkekler ise XY kromozomlarından oluşur bunu bilmeyeyeniniz yoktur.Daha açık ifade etmek gerekirse ; mantık ve duygunun birleşimi diyebiliriz.Dişilerde X'lerden biri ''duyguyu'' diğeri ise ''mantığı'' ifade eder.Erkekte ise X veya Y farketmez ,biri ''duyguyu'' diğeri yine ''mantığı'' ifade eder.

Dişi hücrelerini 2 ye böldüğümüzde elimizde 1 adet X kalırki bu ya mantık olur ya duygu olur bilinmez.

Erkek hücrelerini 2'ye böldüğümüzde ise elimizde yarım X ve yarım Y kalır ki bu duygunun da mantığın da yarısı anlamına gelir.
 

27 Nisan 2011 Çarşamba

Mass Destruction



    ... Çünkü insanlar evcilleştirilemeyen ve evcilleştirilemeyecek tek canlıdır. Çünkü insanlar düşünebilen ve bu yeteneği kendi çıkarları için hiç usanmadan kullanan yegane varlıktır. Çünkü insanlar yıkımın ta kendisidir.
 

26 Nisan 2011 Salı

Gülünçaltı

 

Vücudumuzdaki  tuhaf işleyişe hiç akıl sır erdiremedim.Benim için bu işleyiş öksürük şurubu içip akciğerlerin iyileşmesini beklemekle kısır bir döngüye sürüklendi sürekli (!)  ''Düz adam Sami'' yaklaşımı sergilediğimi itiraf etmekten çekinmiyorum.Anında mideye giden birşeyin,-hoop yanlış adres oldu denilip, ciğerlere gönderilmesini kabullenemedim. O halde yeteri şişe öksürük şurubu içen birinin ciğer patlamasından ölmesi gerekmez miydi(!)Şurupta boğulmak gibi hani.Trt'de yayınlanan çocukken izlediğimiz ''vücudumuzu tanıyalım'' çizgifilminde falan;şeker yediğimizde dişlerimizle ilişkiye giren organizmaları veya havada asılı kalan grip virüslerininin görkemli gösterisini izlemekte fayda etmedi kabul ediyorum.

-Oturabilirsin Farmakoloji ''0''.
-Tamam siz ağzınızda leblebi tozu doluyken 'endoplazmik retikulum'diyebilin insan formunda; ben de hayatımı farmakoloji ya da adı her ne karın ağrısıysa ona adamayı kabul ediyorum.


 

25 Nisan 2011 Pazartesi

Mütemadi Lakırdılar ²


    Basit hayallerin ucuna asılmıştım, geceydi. Aklımı yormaya niyetli hiçbişeyi hatırlamak istemiyordum. Bütün hafta yağmur yağmıştı hislerime kadar ıslanmıştım.Basit olmalıydı herşey en azından o gece, yorgundum, ıslaktım ve en çok " ağaca dalan arkadaşlarını tehlike anında ıslık çalarak uyaran çocuklar" kadar sorumluluk alabilirdim. Ufak sorular belki bana bi yerden bakmayan insanlardan. Biranın köpüğünden neden nefret ediyorum ? Önce rakı sonra bira mıydı, önce bira sonra rakı mıydı ? Çakmakla kapak nasıl açılır ? Falan filan..
 

23 Nisan 2011 Cumartesi

Abracadabra

Sevgili okur,
bu yazı okumuş olcağın en ironik yazı olabilir.Hayatının sıkıcı ,sıradan olduğunu mu düşünüyorsun? Kendini uçurumun kenarından boşluğa bıraksan dahi,yere düşene kadar bu düşüncelerinin değişmeyeceğini hatta hayatının sıradan insanlar gibi gözlerinin önünden film şeridi gibi geçeceğinin farkındasın değil mi? Yaklaşık 20 saniyeye sığacak bir film.Bu yazıda aradığın soruların cevabı olabilir,ama cevabı bulsan bile sihirbazlık gösterisi çoktan başlamıştır.
 

İstasyonlar ve Peygamberler


Raylar kumdan yapma kılcal damarlar gibi
uzanıyor yüzüme,
siyah istasyon, mavi ağaç, yeşil kondüktör,
sofistike kırmızı vagonları süreceğim üzerime
vakti gelince,
Tanrım kızın sigarası ince..

ateş bocekleriyle idare etsin bu gece
yumsun gözlerini,
göğsünde duş alsın ayın kardeşim ve melekler,
babannem sıkılsın ölülerden geri gelsin
biriterim masalları,
bakma öyle kafam karışık,
annem hikaye olsun, babam rivayet,
Tanrım kız bu tarafa yürüyor nihayet..

şimdi tekrar bi teori yazılır
kelebekler isyan etsin
tırtıl sağır, kuşlar kör,
kor katreler gözlerime saplansın
birde Kays'ı onun gözlerinden gör,
çocukluğum üç yerinden kırılsın
Yusuf, Yakup, Joshua,
Tanrım bakamıyorum
kızın boynu çok burjuva..

Musa'yı sarkıtıyorum raylara, iskelet fason,
haykırıyor ellerimden beyaz köratlar,
kız bana bakıyor, trenler ahraz,
kondüktör telaşlı, istasyon kazazede,
Tanrım seni seviyorum onuda sevdim,
ama yardım et, açılamıyorum ikinizede..
 

21 Nisan 2011 Perşembe

Hey sen ! Yardımına ihtiyacım var..

 *Başlık yazıdan uzun oldu ama neyse..


       En eski takipçilerimiz bilir ( yani ben ve ) taa en başından beri templerle sıradışı bir çatışma halindeyiz. O hani her boku sorun yapan sevgililer var ya onlar gibi davranıyoruz templere, özellikle ben hiçbişeyi beğenmeme uzmanı olarak çok uğraştırıyorum dostumu çünkü blogun teknik özellikleriyle hiç alakadar değilim. Neyse uzatmayayım sonuç olarak bu tempinde biraz fazla siyah olduğunu düşündük, iç karartıcı göz yorucu gibi geldi. Bu yüzden yardımınıza ihtiyacım var beğendiğiniz uygun bulduğunuz templeri ya da en azından temp bulabileceğimiz linkleri tavsiye ederseniz mutlu edersiniz bizi. En iyi tavsiyeye ödül olarak adresine annemim yaptığı kahve ve tramisu gönderip blog üzerinden Bülent Ortaçgil şarkılarıyla serenat yapacağız. Bitti mi bitmedi, üstüne üstlük bu çok rağbet gören dolup taşan yorumdan geçilmeyen blogumuzda kendilerini ismi yazıları ve blog adresiyle teşhir edip ününe ün katacağız..  Hadi ya insaniyet namına..
 

20 Nisan 2011 Çarşamba

Mütemadi Lakırdılar


    Yürümek basittir bebeklik çağını aştıktan sonra, büyümek karşı konulamaz bi oluşum. İsyan etmek güzeldir, İstanbul genelde ıslak hatta bu aralar inatçı. Bendeniz dünyanın tersine durmakla meşkulüm, yer yer başım dönsede zamanla alışmak kaçınılmaz son. Gerçi ahmağın biri kaygılarımın teenage kaygıları olduğunu söylediğinden beri kendimden şüpheleniyorum, büyüyemedim mi yoksa ben daha. Büyümek kendini sorgulamadan, nolduğunu düşünmeden herşeyi kabullenmek mi, ya da hangimiz "teenage" iz sorgulamadan yaşayan işine gelmediği zaman küfür eden sen mi yoksa kendini anlamaya çalışan bu yüzden kaygıları olan ben mi ? Tamam biliyorum demode cümleler bunlar, materyalizm anlamsız, hümanizm demode hatta .

- Hadi bana saygını azımsasana..

    Birde ŞU yazı, birileriyle aynı fikirde olmak büyük bi haz yalnız uçurtmanın rengi konusunda kararsızım turuncu bana yakışmaz..


Not : Yazının sahibi madamkavanoz, sormadım umarım sıkıntı olmaz..
 

18 Nisan 2011 Pazartesi

Orta O Kul

    Tuhaf bişey oldu, esnedim.. Saat 23.12 ama gözlerim bildiğin ağrıyor, uyu ulan diye isyan ediyor hatta biraz daha zorlarsam terbiyesizleşmeye kadar gidecek gibi geliyor. Oysa en son ortaokulda bu saatlerde bu kadar esneyip gözlerimin isyankar akıntılarına şahit olmuştum. Ortaokulda herşey ortadaydı, hayatın ortasında zannediyordum kendimi, ebelemeç oynuyordum hayatın ortasında.
 

15 Nisan 2011 Cuma

Kelimelerin Gücü Adına!!! Güç Bende Artık


Tüm öğretiler yanlıştı.Temelde yanlıştı hem de.Kelime seçip cümle içinde kullanmak;biz hayalperestleri yetiştirdi yalnızca.Kelimelerimiz ,cümle içinde en güçlü olduğu yerdeydi belki ama cümlelerimiz nerdeydi? Kışın yakılan sobalardaki defterlerde veya yatak altlarında yer alan unutulmaya yüz tutmuş kutuların içinde olmalı.Kağıt böceklerinin savunduğu o kutsal mekanında...

Bir kağıt böceği erkeği ,dişisini etkilemek için defterlerenizdeki 'cümle içinde kullanılmış' kelimelerinizi seçebilirdi eğer dünya bu kadar güzel olsaydı.Uyurken, kağıt böceği erkeği sevdiği dişiye;''Hey güzel Ophelia! Dualarında benim günahlarımı da unutma gibi cümleler kurabilirdi Sheakspere'nin defterinde olsaydı mesela.Yine hayal kurdum,hayallerle güzel dünya,kelimelerle, ama gerçek bu değildi.Birileri bize yalan söyledi.

Doğrusu şu olmalıydı ''kelime seç,hayat içinde kullan''.Sahi senin kelimen ne?Unutmadan,kağıtlarda güzeliz hepimiz hayatta değil...

 

13 Nisan 2011 Çarşamba

Aş(k)tım Kendimi


    9 Mart
    Bugün ne oldu biliyor musun ? Göz göze geldik, başka yerlerdeydik ama göz göze geldik. O başkasıydı, ben başkası. O başkasına bakıyordu ben başkasına ama göz göze geldik.
 

12 Nisan 2011 Salı

Blessed are the forgetful...

 ''Unutkanlar kutsaldır,çünkü hatalarının acısını çekmezler'' (F.Nietzche)
 

11 Nisan 2011 Pazartesi

P.tesi'den insana bakmak

    Günlerden Pazartesi.. Sendromlarla aram iyidir farkettiniz belki, ama p.tesi sendromu diye birşey yoktur, olsa ben bilirim. Sabah sıcacık çay, bilgisayarın açma tuşu( ya da daha güzel bir adı varsa bilmiyorum ben ), hava fena değil üstelik penceremde açık yani. Böyle sendrom başlangıcı mı olur lütfen yahu ne sendromlar gördük biz. Pazartesi sendromu emperyalist düzenin proleter çerçevede insanları baskı altına almak için falan gibi kendiminde anlayamayacağı bir cümle kurmayacağım daha basit bişey söylüyorum,  sendromun canı cehenneme ( çok amerikanvari ) kafanızı kaldırım ve güneşe bakın işte yine orada..