29 Mayıs 2011 Pazar

Beklenti Gencin Kamçısıdır

        Kaç zamandır kafamı toplayıp düzgün birşeyler yazamıyorum, anlamadım nedendir, geldi yaz ayları gevşer beynimin tüzük ! yaylarından mıdır, yoksa hakikatten kalabalıktan odaklanamıdığımdan mıdır. Sevenlerimi çok bekletmeyeyim şımarıklığını yapmak istiyorum ama Allah'tan sevenim yok çünkü nefret ederim bekletilmekten ve beklemekten. Tamam dürüst olalım genelde yaptığımız şeydir birilerini beklemek ya da bekletmek, oyalanmak, sallamak vesaire. Benim bahsettiğim elde olmayan, dış etkenlerden kaynaklı beklemek fiilleri. Birisinin sizi sevmesini beklemek, birisi tarafından sizin sevme beklentiniz, şukela gelecek beklemek, sorumluluk almanız gerektiği beklentisi ve bi sürü buna benzer şey kişide mide ağrısı yapan hiçbir ilaçla geçmeyen hatta yer yer kusma ve baş dönmesi eğilimi gösteren dramatik durumdur.
 

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Mim:Bir Zamanlar Çocukken...

Mia Wallace beni bu mimde etiketlemiş.Teşekkürlerimi sunar yazıma başlarım.İlk mim yazım muhtemelen de son mim yazım olcaktır.Yazılanları okuduktan sonra bir daha mimlenceğimi düşünmüyorum,hatta biraz düşününce yazmayı bile bırakabilirim.

Mim Konusu: Ben küçükken... sanıyordum!
 
Sahiden biraz düşündüm de birileri bana dünyayı yanlış tanıtmış olmalı.Sanıların bir tanesinde tutarlılık olmaz mı dedim düşünürken,yazarken..

*Ben küçükken ağızda patlayan şeker varken kola içince kafanın patlicağını düşünüp ölümün gerçekleşceğini düşünürdüm.

 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Gün içinden cımbızla

          Sokaklarda amaçsızca dolaşmayı özlüyorum, akımda hiçbirşey yok zamanlardaki gibi. Lise dönemindeki saklayarak içtiğim sigaranın dumanının havada kaybolmasını seyretme hazzını. Bir bar filozofu bana da birşeyler anlattıydı, anımsanmıyor.
 

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Saplantı

"İnsanların birbirlerine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyordum.Böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu.Kötü sahnelenmiş bir piyes gibi.Sanki bir insana değil de bir koltuğa aşık olunuyormuş gibi!Ben gece gündüz hissettiklerimi,kızı,birlikte neler yapabileceğimizi,ona neler anlatabileceğimi düşünürdüm.Düşünmediğim zamanlarda da bunları gerçekleştiriyor olurdum.Belki de obsesif kişiliğimden kaynaklanan bir tavırdı.Tabii korkup kaçan onlarca kız oldu böyle davrandığım için.O kadar kolay hayatımı onlarla doldurabiliyordum ki mönüdeki tatlıdan çok,tek başına ve sürekli yenilen bir ana yemek oluyorlardı.Soruyorlardı bazen.

 

20 Mayıs 2011 Cuma

Rastlantının Öylesi Böylesi Şöylesi

-Karayip Korsanları çıkmış abi hem de 3D
-Tamam konu komşuya haber verin hep beraber gidelim.
Diyaloglarıyla başlamıştı herhangi Perşembe sabahı kahvaltısı...

 

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Babalar, Oğullar ve Dolaplar



    Pazar günlerini bilirsin işte, isminde bile bir rahatlık bir salaşlık var. Sabah ailecek ve eğlenerek yapılan bir kahvaltı, ardından evdeki rütbe sırasına göre gazete ve eklerin dağılımı. Televizyonun boş gürültüsü, saçma magazin programları, annenin gün planları, babanın çoktan uzanıp dinlenme pozisyonu alması. Herşey tam bu güne layıktır tabi anne dolabın kapağını takın diyene kadar..
 

15 Mayıs 2011 Pazar

İçimizdeki Bukowski'ler

"Sabahın üçünde umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan, özellikle de onun oralarda olmadığını düşündüğün anlarda, kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendi kendini sokarsın ya da; hiç yollamayacağın mektuplar yazarsın ona; volta atar, söver ve dua edersin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürür gibi yaparsın.

Bir süre sonra bu da durulur. Eğer yaratıcı bir bireysen -unutma, bu noktada boktan bir hiçsin-kendine bu acıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın. İşte o gün sabahın üçünde benim başıma gelen de tam buydu. Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim."


 

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Stop.. Kestik..

" Hayatı karışıklaştıran insanların menfaatlerinin çakıştığı zamanlar sanırım, çünkü kesiştiğinde gayet yardımcı olabiliyoruz birbirimize " diye düşündüm içimden. Keza dışımdan konuşamayacak kadar erken bi saatti benim için, gözlerimden biri açık diğeri çoktan uykuya iltica etmiş, otobüs sarsıldıkça en ağır küfürlerle gerçek dünyaya dönmek zorunda kalıyordu.
 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Ay Si Ded Pipıl


25 yıldır bu bedende hapsolmuş durumdayım.O kadar alışmışım ki kendime,fiziksel değişimimi yalnızca eski fotoğraflara bakarak fark edebiliyorum.Aman tanrım bu gömleği  nasıl giymişim,saçlarımı neden böyle yapmışım serzenişleri eski fotoğraflarla su üstüne çıkıyor.Bundan birkaç yıl sonra aynı cümleleri bugünler için kurmak ise ‘’balık kriter’’ tadı veriyor ama naparsınız.Ben hala balık krakeri ön iki dişiyle ortadan ikiye ayırıp yiyenlerdenim.
 
Zihinsel değişimi ise fark etmek çok daha zor.Eski fotoğraflara bakıp analiz yapma şansınız yok mesela.Sanki 5 yaşındayken ve 25 yaşındayken aynı şeyleri düşünüp,aynı kıyaslamaları yapıyormuşum gibi geliyor bana.Düşünceler hiç değişip büyümüyormuşçasına...Ortaokulda verilen bir kompozisyon ödevini 2 gün uğraşıp yazdıktan sonra kendimi dünyanın en iyi yazarlarından biri olarak görmem,yaklaşık 2 yıl sonra aynı yazıyı bulup okuduktan sonra yorganın altına saklanmamla son bulmuştu.Bu ben olamazdım,çok korkmuştum.Korkudan ziyade utanmak.Nasıl olur da o kadar kısa süre içinde bu kadar değişebilirdi düşüncelerim,cümlelerim.Hayır hayır bu aptal cümleler bana ait olamazdı.Ama öyleydi.Öyle sanıyorum ki kısa zaman sonra burdaki eski yazılarımı okuduğumda ben yine o bilindik sahneleri yaşicam ve yorganın altına saklancam kimsenin beni görmemesi için.
 

10 Mayıs 2011 Salı

Noviembre

 ''Sanat,içinde geleceği barındıran bir silahtır''
 
''Amacım,kendim ve insanlar için bir şeyler yapmak.Tiyatro!Çünkü insancıl bir iletişim ve birbirimizi anlayacağımız eşsiz bir yol.Bu boktan dünyayı değiştirmeyi ne kadar istediğimi bilemezsin...Ve bence hala vakit var...!'' (Noviembre)

 

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Danışıklı Dövüş

Arkadaş ben bu blog işinden bişey anlamadım.Tamam pek geçmişim yok hatta geçmişimiz yok bu blog olaylarında ama.Bu süre zarfında,fırsat buldukça,blogları inceliyorum,beğendiklerimi takip ediyorum,düzenli okumaya çalışıyorum ama dikkatimi çeken şu oldu ki,herkes birbirinin ilkokul arkadaşı falan sanırım.Nasıl bir komünite çözebilmiş değilim.Çünkü hangi bloga girsem,tanıdık yüzler birbilerini takip ediyor,birbirlerine yorum yapıyor,birbirleriyle konuşuyor.Kendimi ''Truman Show'da hissetmemi sağlayan bu ürkütücü olaylar silsilesi uykularımı kaçırmaya yetiyor. Hani denizi olan bir şehirde olsam, kayığıma binip stüdyodan kaçarak ''Truman show''u sonlandırma planları kurguluyorum uyumadan önce.Şimdiden belirtmeliyim ki yakında ''Uykusuz''da yazmaya başlarım,dostum Nepenthe'de edebiyat dergilerinden birinde yazmaya başlar,para verip okumak zorunda kalırsınız, üzülürsünüz.He o kadarı olmasa da valla Wordpress'e taşır adresi de vermeyiz.Biz de sizin ilkokul arkadaşınız olmak istiyoruz.

*Bu yazının bazı yerlerine gönül isterdi ki gülücük işaretleri falan koyayım ama sevmiyorum yazı da bu tarz şeyleri,bana şey geliyor,komedi dizisinde espri  yapıldığında verilen kahkaha efekti gibi.Siz yine de gülümseyin bazı yerlerinde..
.
 

8 Mayıs 2011 Pazar

Mütemadi Lakırdılar ³


    İskele tahtalarının arasından masaya dolan dalga seslerinin en güzel yanı uzakta olsa bir avuç gitarlı ergenin sesini bastırmasıydı. O kadar başkaydı ki ay önce yüzünde kırılıp öyle uzanıyordu denize, birde dudakları. Sadece nefes almak için araladığı dudakları birşey söyleyecekmiş gibi olunca susuyordu şarap, Fransız'dan bozma boynundan kokusunu ödünç veriyordu küstahça.Hayır küstahça değil, şefkatle. Sanki balıkları uyandırmamak için sadece bakıyordu.Daha önce hiç bakmamış gibi ve bir daha bakmayacak gibi..

    " Bazen " dedi adam, " bazen .. " işte tam buraya güzel bir söz arıyordu okuduğu kitaplardan. Çünkü kız " ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen " der gibi bakmıştı. O vakit biri geçse kimin orda olmadığını anlamayacaktı ya da biri geçse o vakit kimse kalmayacaktı. Adam kıza tekrar baktı, kanatlanıp uçsa şaşırmayacaktı. Hiçbirşey olmadı, elini suya soktu önce kız, sonra gözlerini aya. "Gidelim " dedi " uyumadan önce masal anlatacaksın daha"..

Güzel bir uyku için hiçbir kız masal anlat(a)maz mı bana..
 

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Umutsuz Ev Adamları

''Bir varmış bir yokmuş.Virüsler tellal iken,bakteriler berber iken ben kendi beşiğimi tıngır mıngır sallar iken uçsuz bucaksız şehirlerden birinde umutsuz ev adamlarının yaşadığı bir ev varmış...''
 

Bu kış hayli sert geçti.Ellerimiz soğuktan norveçli balıkçılarınkine,burunlarımız silmekten hormonsuz turpa döndü.Ama hepsinden beteri tam iki ay süren öksürük oldu.Şubat ayında Beyoğlu'ndan grip virüsü alana ''öksürük'' kampanyasına gönülsüz olarak dahil olmak, anneleri soymadan meyve yemeyen sersefil topluluğa tokat gibi cevap olsa da; ağustos böceği masallarında değişen birşey olmadı.O meyveler yine soyulmadı,bazen suyu falan sıkıldı.Ev arkadaşım da İzmir'deki kampanyaya katıldı ama onunki bir ay öksürük kampanyalı olanıydı.
 

6 Mayıs 2011 Cuma

Uyanma Vakti

Şimdi size çok tanıdık bi andan bahsedeceğim. Gece yarısı olmasına rağmen izin verirdi evdekiler, sokakta çeşitli noktalarda, düzensiz aralıklarla ateşler olurdu etrafında kümeleşen insanlar. Büyüklerin kahkahalarıda ateşleri kadar büyük olurdu ve küçüklerin seyretmek kaydıyla yanlarında durmalarına izin verirdi.
 

3 Mayıs 2011 Salı

Alışkanlıklar, günlük yaşamın diktatörleri

- " Nasılsın abi ? "
- " İyiyim , sen nasılsın ? "
- " bende i ...

İyi mi ? Bok gibi bi geceden üstüm çamur toprak çıkageldim yine bok gibi bi gündüze, nasıl iyi olabilirim. E peki neden iyiyim dedim o zaman, neden doğruyu söylemedim, kafam lüleburgaz adımı unutmamak için avucuma yazdım psikolojime tecavüz ettiler dün gece niye demedim.
 

1 Mayıs 2011 Pazar

Mimesis ya da Made in Mexico

Mrv. Natural tarafından yakalandık teşekkürlerimizi sunar, ilk olduğu için kendisine çilekli sakız armağan ederiz..

Mim olayımız nasıl blog yazmaya başladım ?
- Oh Jesus ! kendimi işlevsiz hissediyorum !

    Blog olayında eski değilim hatta ne eskisi bildiğin yeniyim 4 ay oldu sanırm. Aslında blog yazma hikayemiz gayet doğal, biz iki arkadaşız Xibalba ve ben, aramızda konuştuklarımızı artık aramızda mesafe olduğu için yazalım diye düşündük. Tamam tamam bu kadar basit değil aslında biz uzun zaman önce blog olarak olmasada başka sitelerde yazı yazardık arasıra. Zaten kendi blogumuzu açmadan önce ikimizde blog okuyucusuyduk ve severiz düşündüklerini sesli söyleyen insanları. Blog olayını çok düşünüp bi türlü "nası olur acaba" konusunda karar veremiyorduk ayrıca. Alkollü olduğum bi gece arkadaşım tarafından kandırılıp yazmaya başladım blogda o yüzden asıl cevap vermesi gereken Xibalba..


    Hatta ilk zamanlar ve gecen hafta temp değiştirmeyi elimize yüzümüze bulaştırınca bırakma noktasına bile geldik nedense çok çabuk sinirleniyoruz. Bişeyi de itiraf edeyim madem başlarken bu kadar keyif alacağımı tahmin etmiyordum. Aynı dili konuştuğum, bizim gibi düşünen düşünmese bile bunu güzel bi dille anlatan insanların yazılarını okumak etkileşime girmek antep fıstıklı çikolata yemek kadar zevkli. Yani o kadar olmasa bile normal çikolatadan zevkli, sokakta anlatsam deli lan bu diyecekleri şeyler burda bağır çağır sokak ağzıyla hatta bazen araya küfür sıkıştırarak anlatmak güzel gerçekten. Daha ufağız 25- 26 kişiyiz, bu yazıyı da kaç kişi okur bilmem ama sizinle aynı kafayı yaşamak keyifli gerçekten..

* bu konuda ilkkez Milli - Mimli oluyoruz blogcana, o yüzden becerebildiğim kadarıyla idare ediniz efendim..

* hani insan kendi blog arkadaşını mimler mi ama Xibalba' nın insan ilişkileri daha iyidir :))

Merak çelenler :

aslında bikaç tane daha merak ettiğim vardı ama onlar çoktan mimlenmiş ve yazmış, çömezliğin gözü kör olsun..
* Bi de unutmadan 1 Mayıs kutlu olsun her nerede sömürüyor ve sömürülüyorsanız..