19 Kasım 2014 Çarşamba

Güzel Uykular

       Ah küçük, ben nasıl bekledim beni anlamanı, hem nasıl istedim. Oysa hep göğe yakın olan bendim, bakma " mavi gök orda mı " diye sorduğuma, ağız alışkanlığı..

      Ha biz olmuşuz, ha prime time bir dizi senaryosu, her şey ne kadar aynı. İçi tıka basa dolu bir sürü insan, insanların içini tıka basa doldurduğu bir sürü saat, saatlerin tıka basa doldurduğu bir sürü gün. Bir kaç saat sonra yine farklarına koca üzüntüler iliştirerek benzer umutsuzluklarına bürünecekler. Fakat ne tuhaftır, ben kendi elimden tutup kendi kendime yürüdüğüm bu sokaklarda, sanki bütün kaldırımında bir şeyler unutulmuş gibi her adımımda, her yerde sakin bir umut görüyorum. Ah küçük, sen şimdi baktığın yeri deli sevinci gibi aydınlatırken sanki ben hep karanlıkta kalmalıyım. İşte bu karanlıktan, o aydınlığa kaçan bütün insanları tanıyor gibi, durup seyrediyor gibi, sadece beni ıslatıyor gibi yağan yağmur, gürleyen gök, neye kör olduğu belli olmayan bir sürü göz yansıyor. Her şeyin sonlu olduğunu, çoğu şeyin başlayamayacağını hatırlayınca uyuyayım geçer diyorum, uyuyorum, geçmiyor.

       Ama bütün bu hal içinde, sen gözlerini kapatınca bütün ışıkları sönüyor ya dünyanın, bu karanlık böyle iyi, güzel uykular küçük...
 

3 Eylül 2014 Çarşamba


 

27 Ağustos 2014 Çarşamba


Çok sıktım
çok sıkıldım,
iki hafta,iki gün ya da
iki saatliğine
maviye yakın bir tebessümle,
sonra farkedince kuşların gittiğini
o ejderha devrine 
yine yeniden
yıkıldım..

ki yağmurlar yağacaktı
henüz giyilmemiş bir hırkayı
paylaşacaktık,
belli, kapının önüne serilmiş
bir yalnızlığın var,
karanlık dahi sürtünemez odalarına..

ah o kaburgalarından içine akan ırmak
akıntıyla içini içine çeken,
oysa bağıracaktım adını
aklım bembeyaz kalana kadar,
bak yığılıyor bulutlar şimdi
ilk defa solmuş gibi gittikçe karararak
temelinden sarsıyor gözlerinin ahengi
ayakta alkışlanan savaşı,
ve damarlarımda atan mızrak.
sıkı tutun beni
gidersem kaderi ikiye böleceğim boynumdaki hançerle...


 

20 Ağustos 2014 Çarşamba

* kendime ve ağustosta rahat nefes alamayanlara 

     Ve mutlaka sadece sana ait olan kapı çok zamansız açılır. Uykunun en tatlı anında, beyninin en yorgun kısmında, ellerinin en soğuk mevsiminde, Sirkeci' de ya da dünyanın herhangi bir yerinde. Gerçek kadar güzel ve tutarlı serüvenlerini uç uca eklesen, bir arpa boyu yol alamazsın, peki ya bu zamansızlık, zamanın kendini giderek yok etmesi. Doğru ya, sen ancak tutarsızlığının tutarlılığıyla gerçek olduğuna ispat bulansın.

     Sabahları söndürülmesi unutulmuş yıldızlar, laubali ve afaki bir kaç bulut, tel örgülerde yırtılmış yağmur damlaları birikiyor içinde. Kendinle konuş, konuş ki göğsünün arasından geçip duran trene istasyon bulmalısın. Hem o istasyonda şimdi hafif hüzünlü bir rüzgar, kaplan yarası bakışlar, kulaklara sıkışan sesler, eylemi yoran ekler, raylar, sevgiyle harbe tutuşan sevmekler, seyrinin tam ortasından geçip rüyayı tuz buz ederek yastığının altına, bir sır biliyormuş gibi çırpınan dudaklarına ve bütün kısımlarının birbirine düşman olduğu ruhuna ilişen bir uyku vardır. Belki bu bütün korkmuşluğun ve talihsizliğin kaderinin kendine mahsus zabitleridir. Umut ;  gözünün önündeki flaş patlamasıdır, umutsuzluk ise zifiri karanlıkta görmeye çalışmak. İkisinin arasında geçen zaman hayatın kendisidir. Fakat aklın afili tavrı kalbin masum saflığına sökmez, iki düşman sadece savaş meydanında hemhâl olsa da, biri mutlaka yenilir.

     Ve birikmeye devam eder içinde, bir sürü sönmüş sokak lambası, geceleri görmeyen güvercinler, babalar, iş başında, mezar taşında.

     Ve o kapı açılır, mutlaka en zamansız anda.

     Ve şanslı olmak için ayak tabanına nal çakılmaz...

     Ağustos bitsin artık...


 

23 Temmuz 2014 Çarşamba

henüz bitmemiş şiir

ah o boynundaki ilk yaz kokusu
ve bileklerindeki bulutları
kaybetme korkusu,
çekilirken limandan gözlerinle
ürkek ve tedirgin
bir güvercinle denk gelirim,
belki ellerinle hazırladığın
bir gün
geç kaldığın yerlere uğrayıveririm

durulmuyor işte menekşe rengine kesen
ruhum yepyeni bir ağaç halinde
büsbütün yarattığın baş dönmesiyle
kapını bekleyen çiçeklere saklanıyorum,
sesinin verdiği uyuşukluk ile
yirmi dokuz yerimden yasaklanıyorum,
hem o üstüme örttüğün gece 
neyin nesi,
yıldızlar çiziyor omuzlarımı
boynuna aşk diye emanet
inci dizecek olsam,
boynundan
boynuma 
ilk yaz nefesi.. 
 

15 Temmuz 2014 Salı

Mütemadi Lakırdılar 8 -Ellerine İyi Bak-

        Ne ara bu kadar büyüdüğünü düşünüyorsan seninle aynı yerinde takılıp kalmışız hayatın sayın okuyucu. Berbere gittiğim zaman oturduğum tabureden, saçlarımı yana yatırmaktan, koşu yarışında beni geçenlerin kafasına taş atmaktan ne zaman vazgeçtim hiç bilmiyorum. Biz halı yıkanan sularla sokağın sonunda baraj yapan, 2. kat boyunda tellerden atlayıp kaçan topun peşine koşan çocuklardık, ne ara bu kadar şeyden iğrenir, bu kadar şeyden korkar olduk.  Yalnız aramızdaki tek fark benim kendimle beraber sorunlarımı büyütemem, çocukken yaşadığım sorunların aynılarını yaşıyorum. Mesela hala sürpriz yumurtayı itina ile soyup, tam ortasından ikiye ayırıp, çikolatasını yedikten sonra oyuncağına bakıyorum. Hem hala süper marketlerde çaktırmadan oyuncak reyonuna kaçıyorum. Okula yeni başladığım zamanlardı, rahmetli dedem sayesinde neredeyse her akşam sürpriz yumurta ile beni hayata bağlanır, annemin elinden kurtulup oyuncak reyonuna koşardım, özgürdüm, pervasızdım ve aşıktım.

 

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Nanenin Aroması

        Ömrümün en allak bullak zamanları seni düşünerek geçti, dur hemen panik yapma, sen en allak bullak zamanına denk geldin. Gerçi seni çok sakin kafayla düşünebilirim diye bir iddia halinde değilim, hatta geçti gibi bir iddia halinde de değilim. Bütün malzemelerle aynı anda kaba konulup tadını iyice versin diye boku çıkana kadar yoğurulan nane gibiyim, oysa atmadan önce iki tokatta kendime gelirdim. O şimdi senin, nerede olursan ol benden uzakta, oturduğun cafelerin masalarının üzerindeki fesleğenler, avucunun içine alıp sevdiğin çiçekler anlar halimden. Unutma naneyi kullanmadan önce avucunun içinde iki tokat atarsan aroması patlar. 

       Benim yerime sen dursan sanki daha kolay olurdu, yani daha kolay olmazdı belki ama daha katlanılabilir olurdu. Oysa ben damarlarında adrenalin ihtilali olan heykel gibiyim, insanlar ilerliyor, mekanlar ilerliyor da öyle yer değiştiriyorum. Bütün bu insanlar neden durmuyor anlayamıyorum, ben dururken onlar ilerliyor ve dikkat çekmiyorum. İnsanların dikkatlerini ne acayip şeylerin çektiğini bilsen şaşırırsın. Gerçi sen herşeyi bilirsin gibi bir his var içimde, nereye gitsen bilirim gibi bir his var içimde. Gurur duyuyorum, içimdeki hisler istikrarlı bir saçmalama seviyesinde ilerliyor. Yani dışa vuramıyorum ama bir şeyler ilerliyor, mesela metro. Metro deli gibi ilerliyor ve ben hep uyuyorum, çocukluktan kalma alışkanlık panik anında hep uyumak istiyorum. Uyuyamadığım zamanlarda oyun oynuyorum çünkü uyumadığım zamanlarda aklıma taktir edilesi iradesiyle saçma sapan şeylerle geliyorsun.  Hoş ona gelmek denmez daha ziyade gidiyorsun, ki zaten bende 86. levelde takılıp kaldım, canlarım bitince yine seni düşünmeye başlıyorum. Hak ver bana, ya canım bitene kadar seni düşünürsem gerçekten, korkuyorum.

       Ben her sabah metroya biniyorum, insan yerin altında olduğunda mekan mefhumunu kaybediyor. Metro ilerliyor, neyin altında olduğunu bilmeyen bir sürü insanla duruyorum. Sağa mı sola mı gittiğini bilmeyen, hangi duraktan çıkarsa çıksın sana uzak düşen. Bu ara metroda yanımda oturup başka saçma sapan şeyler düşünen, ben uyurken yıkılmayayım diye omzuna omzumu sabitlediğim, oyun oynarken dikkatle beni izleyip her yanlış hamlemde aptal der gibi bakan gözlerin senin olmasını çok isterdim. 

Bu günlerde 10 saat uyuyorum...
 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Hemhal

        Ah şu çok uzaklardan gelmiş gibi mağrur ama gururlu, bin türlü küfrün içinden geçerek, çamur ve çocukluğa bulamış önüme düşen ben. Hangi mevsim olursa olsun titreyecekmiş gibisin böyle, büsbütün soru ve sırla binlerce yıl yaşında. O ki durup dururken omuriliklerinden kurtulmuş, memleketin üzerine akan saçlarıyla, belki yabancı belki de hiç tanımadığın bir şekilde. Kaldı ki beklemek dahi koynuna aldığı sokak lambasıyla köşe başında, kaldırımda oturuyor. Bu bütün dokunulmuş sözlerimle, tek tek derime işlenmiş günahlarımla çağırsa vapurla gideceğim. O ki ay ışığı kondurulmuş gülüşünü gösterdikçe içimde tanımadığım bir hücre ürperiyor.

" parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

oysa sergimize kuşlar gelir uzanır"

Cahit Zarifoğlu
 

1 Temmuz 2014 Salı

çok saçma aynı şeyler

        Bazen aynı şeyler farklı şekillerde söylenir ya da birbiri ile alakalı olmayan şeyler sana aynı durumu izah ediyormuş gibi gelir. Bu çok saçma, çok alakasız. çok aptalca olabilir ama anlarsın işte, ilk kez balığa çıkan çocuğun yakaladığı ilk balığın heyecanı ile yakalarsın. Sevgiline yaptığın ilk yemek için kestiğin soğanın seni ağlatması gibi, bunlar gibi ; 



küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.

genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni. 


Cemal Süreya

*


Can't Take My Eyes Off You - Walk off the Earth (Feat. Selah Sue)

 

30 Haziran 2014 Pazartesi

        Nasıl unutabilir insan çaresizlikle karşılaştığı ilk yeri ? O tanışma anına şahitlik edenleri nasıl silip atabilir ? Ekseriyetle sigara içmeye yarayan ve çocuk gibi kalem çiziği ellerimin yüzümü serbest bıraktığı gecelerde dönüp dönüp göğe bakıyorum. Kafamın üstünde milyon yıldız, bazıları söneli yıllar olmuş olabilirmişmiş. Şimdi hangisini silip atacağım bilmiyorum. Bu banklar ne kadar çok acı biriktirmiş, hangi bank beni kucağına oturtmuştu o gün hatırlamıyorum. Zarifoğlu söylemiş " ne çok acı var  ", arkadaşlarım söylüyor " kafana takma", ulan herkes bir şeyler söylüyor, iyiliğim içinmişmiş.

        Ben de biliyorum hep haklısınız, hatta bir tek bunu biliyorum hepiniz haklısınız, bi benim haksız olan, hiç bi bok bilmeyen, hiç bi şey hak etmeyen bi tek benim anasını satayım. İyilikler sizin olsun, ben çoktan sönmüş olabilecek yıldızlara isim takmaya devam edeceğim, yaptıklarım için pişman olup yapmadıklarıma daha çok pişman olacağım. Şimdi izin verirseniz bir sigara daha yakacağım. Çünkü cevabını bulmam gereken lanet bir soru var, nası unutacağım bu soktuğum çaresizliğiyle tanıştığım ilk yeri ? Belki onu bulursam, bir ihtimal  son çaresizliğimden nasıl kurtulacağımı da anlarım.

Bu aralar çok çay içiyorum...
 

26 Haziran 2014 Perşembe

Süheyla' ya son mektup

        Çaresiz bir mermidir aklım, kendi kaderinden habersiz, dokunulmadığı sürece soğuk, tek başına zararsız. Hangi elin eline geçerse geçsin yanlış, hep düşman ve sevimsiz. Daha kaç kere bilmem kaç kilometre hızla zırhına çarpacağım, ağzım yüzüm kan revan. Kaç kere düşeceğim koca koca gökdelenlerin tepesinden, ağzım yüzüm hep kan revan. Daha kaç kere kaç kere diye soracağım. Kalbimin yüzüme bakmaya yüzü yok, vicdanımın yüzüme bakmaya yüzü yok, aklımın yüzüme bakmaya yüzü yok. Vicdanımın kalbime, kalbimin aklıma, aklımın vicdanıma bakmaya yüzü yok. Damarlarımda bir deli bir cellat bir şeytan ile yaşıyorum, hangi dilde anlatsam dinlersin hikayemi. 

 

24 Haziran 2014 Salı

Dönüyor gözleri sonsuz rüyadan
Göğsünde bir ejderha kanadı
Bu evler geriyor şehri
ve yalnızlık
Boş ellerin kutsal tapınağı..

Bu bütün duvarlarıyla delirerek
hem daralarak avuçlarında
bin çeşit göz,
nasıl bir alevdir saçlarında yakan rüzgar
koca geceyi emerek hoyratça
tam ortasına sapladığı
o asil damarlarıyla
nasıl bir köz,
ki işte gidiyor
birden ve zamansız kurtulmuş bulutlardan
mutlaka dünyaya dökülecek saçlarıyla
başka bir hal oluyor durup düşünmek
kim bilir hangi trene binecek
burada ya da başka bir memlekette
yalnızlık yüzünü göğe çevirmiş bekleyecek..

ben ki sırılsıklam ve umursamaz
gördüğüm bütün sokaklarda ölüyorum,
ah o siyah saçlarına kondurduğu
ceylan duruşuyla
gülüşünde bilmem kaç senelik meltem
bir şeye geç kalmış gibi
yürüyor
her adımı bir söze bulaşmış
gidişi her şeyi yerli yerine oturtan deprem

Katrana iştah açan gözlerinle tanıştım
tatlı bir yalnızlık edinmişsin bakışlarınla
dudaklarında bin çeşit sevda sayhası
yağmanı bekliyorum, saçlarının da..
 

28 Mart 2014 Cuma

Gömlek Ütüsü


* Ve o gün bugündür kendine gelemeyene , sabahın 5' inde

Uyanmak için çok erken bir saat, uyumak için ise çok geç. Sokaklar henüz ışıklarını söndürmemiş fakat kararını vermiş sertlikte. Zaten İstanbul'da tepe kalmadı, bunu geçelim olmaz mı ? Hepinizi tanıyor ama uzun zamandır görmüyor gibiyim ya da hiçbirinizi tanımıyor ama bir yerlerde görmüş gibi. Bendeniz Turgut U. uzun zamandır yokum ve hala, tanışalım mı ?

Sokağa çıktığınızda siz de benim gibi tedirgin olmuyor musunuz ? Her yüzde yeni bir yalan göreceğim diye, her yalanda insanlardan biraz daha soğuyacağım üstelik soğuduğumu belli etmemek için ben de yalan söyleyeceğim diye ? Aranızdaki tek yalancı ben miyim ? Aranızda tek tedirgin olan ben miyim ? Sokaklar herkes dışarıdayken de bana ait, kimse yokken de  - acele etmememin sebebi o sana bir türlü anlatamadım -. Bütün el hareketleri birbirinin aynısı ne acı, herkesin gülüşünde bir toparlanma görmek. Benim gibi hep yanlış yerlere bakıyorsanız her baktığınız noktaya bir umutsuzluk kaydedilmiştir çoktan, size ait olsa da olmasa da, ben üstüme alınan cinslerdenim, üretim hatasıyım. Hep yanlış duraklarda beklediğimden beklediklerime sitem edemiyorum. Ulan ne vardı haklı olsaydım da ağız dolusu küfür edebilseydim kana kana diyorum, ediyorum, yine haksız oluyorum. İki köşe parçası kayıp puzzle kaderimi baş köşeye asmışım, kayıp olmasa güzel olacak diye. Olasılıklarla şekillenip tesadüflerle ilerleyen ucuz prodüksiyonlu Türk dizisi hayatımdaki tek sağlam durum tutarsızlıklarımdaki tutarlılık. Hal böyleyken rica ediyorum, ütü bilen biri yardım etsin.

Başımdan geçen kötü tecrübeler referans olarak kabul görseydi şu anda herhangi bir holdingde CEO olabilirdim. Ki emin olduğun nadir şeylerden biri bu hayat denen lanet oyunu becerebilen iyi insanlar ile becerebilen kötü insanların sayısı , kaybedenlerin yanında bir hiç. O yüzden kaderimi de suçlayamıyorum, talih denen meret size alkolle keyif verip ertesi gün ki baş ağrısıyla eziyet çektirir. Arada kalan zamanda - eğer şansı iseniz kabus yerine - gördüğünüz rüya da mutlu hissetmenizi sağlar, ancak rüyada.  Düşünsenize beceremediğimiz, başlayamadığımız aşkların yaşadıklarımızdan daha fazla olduğu bir dünyadan bahsediyoruz. Rastlantı, kısmet ve şanssızlık ayarları bozulmuş kaderimizi elimize alıp teknik servisine götürmeli, eğer hala garantisi bitmediyse. Çaresizlik dehanın hem Azrail'i hem Cebrail'idir !

Soyut ile somut arasındakine ne dersin bilmiyorum ama ben bi kahve içelim derim. - Dedim de, o da bahşiş olarak masaya bir gülüş bıraktı ki güneş kıskançlığından kaçtı, yağmur başladı - . Elimle tutamayıp tenimde hissettiğim yüzlerce şeyin var olduğu dünya da başka ne diyeceğim. Belki de ben çok hisli bir insanım bilmiyorum. Bilmediğim o kadar çok şey var ki bu yaşta artık öğrenmek midemi bulandırmaya başladı, kussam içimden bir sürü soru çıkacak. Madem çıkarıyoruz, blöfünüzü görüyorum beyler bayanlar, deli gömleklerini ütüleyin, ütüsüz sokağa çıkılmaz. Daha sık görüşeceğiz.

Selametle...