29 Nisan 2011 Cuma

Masal Masal Matitas

     Küçüktüm mahallemizde kelebekler uçardı. Çam ağaçları vardı, kelebekler konana kadar kovalardık ki onlarda bizimle oynar gibi sekiz çizerek uçarlardı. Kediler bizi umursamaz, duvarların hepsi üçlü koltuk, hararetli mahalle maçları anlatılırdı. Çocuktuk hepimiz karanlıktan korkardık, birde annemizin camdan gürleyen sesinden. He unutmadan arka bahçenin naneleri..Sobamız vardı evin ortasında, sıkça elektrikler kesilirdi akşamları. Pencerenin önü açıktı o zaman ilerdeki caddeden geçen arabaları sayardık annemle, kavak ağacı en yakın arkadaşım. Tabi babaanemin işi varsa, yoksa gözlerimin parlamasından elektrikler geldi zannederdi evdekiler çünkü masal anlatacak olurdu güzel sesiyle süper babaanne.Genelde kış günü damda mahsur kalan iki perinin üşüyüp eve girmeye çalışma hikayesi ya da tilkinin kürkçü dükkanına dönmesi. O kadar gerçektiki karanlığın içinde uçuşan hikayeler büyüyüp tilkinin küçük bi hayvan olduğunu görünce üzülmüştüm. Sobanın çatırtısında perileri düşünüp iyiki insanım eve girebiliyorum istediğim zaman diye düşünüp iyice sobanın dibine girerek üşümekten korktuğumda oldu..

    İnsan çok sonradan anlıyor, üşümenin insana özgü birşey olduğunu ve sadece soğuktan ibaret olmadığını insanın üşümesinin. Sobaya çok yanaşmakla birşey değişmiyormuş, karanlıktan korkmak alışkanlıkmış. Yalnızlıkta en az kış kadar soğukmuş ve periler gayet şanslıymış iki tane oldukları için. Masallar sadece kurulu düzen içinde huzurlu uyuyabilmemiz için varmış, insanlar konuşurken kalp kırmaktan çekinmediği için kahramanlar genelde ya peri ya hayvanmış. Çünkü elmayı veren kötü cadıda arkadaşını yarı yolda bırakan hain dostta gerçekmiş. Masalları küçülürmüş insanın kavak ağacının gölgesinde kendisi büyüdükçe, kendi masalını terketmekten hiç esef duymayıp başkasının masalında yan rollerde takılabiliyormuş.

    Masallar kadar sabırlı değil zaman, kendi avucumuzun içinde yazan masalımızı okumaktan aciz yürüyoruz. Hatta kendi gerçeğimize daha uygun masallar yaratıyoruz, develeri ve pireleri kendi feodal düzenimizde yeniden yargılıyoruz. Sonra kahramanlar bekliyoruz ne kadar ahmakça ! Elinde cam ayakkabıyla kimse gezinmiyor kapı kapı sizin için ya da uyuyan güzel bi kıza öpücük kondurduğunuzda " öff git başımdan "
diye tepki alıyorsunuz. Gerçekliklerimizle masallarımızı öldürüyoruz. Kelebekler ölüyor, kavak ağaçları kesiliyor, perilere inanmıyor kimse. Tek masalım kalıyor elimde, yarın daha güzel olsun.. Zaman zaman matitas..
 

2 yorum: