15 Mayıs 2011 Pazar

İçimizdeki Bukowski'ler

"Sabahın üçünde umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan, özellikle de onun oralarda olmadığını düşündüğün anlarda, kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendi kendini sokarsın ya da; hiç yollamayacağın mektuplar yazarsın ona; volta atar, söver ve dua edersin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürür gibi yaparsın.

Bir süre sonra bu da durulur. Eğer yaratıcı bir bireysen -unutma, bu noktada boktan bir hiçsin-kendine bu acıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın. İşte o gün sabahın üçünde benim başıma gelen de tam buydu. Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim."



Tam olarak yatağa girip uykuyu beklemeye başladığım sırada meydana geliyor bu tür hadiseler.Aklıma gelen konulara,hikayelere ait cümleler öylesine kümülatif  ki sanki birisi bombayı bırakıp  olanca çabukluğuyla uzaklaşıyor olay mahalinden.Zamana karşı yarışta böylece başlıyor.Indiana Jones stili atlayışla yataktan uçarak bilgisayarın güç düğmesine  basmam bir oluyor.Hadi başlayalım...

Bilgisayarın power'ına basarken verdiğim poz buna benziyor,yerlerde sürünüyorum.He birde şapkasız yatmam abi


Ama başlayamıyorum.Az biraz zaman önce zihnimin içinden yükselen Bukowski sesleri bir anda yerini gecenin sessizliğine bırakıveriyor.Daha ilk cümlesini yazmaya başlayınca ikinci üçüncü cümleler çoktan sırra kadem basmış oluyolar.Puslu sabahları daktilo seslerinin uyandırdığı şizofren yazar portresinin yalnızca filmlerde olduğunun farkına varmak ,uykunun kaçmasından  daha can sıkıcı.Ya da Stephen King gibi yazdığı hiçbirşeyi  hatırlamamak biz normal insanlara göre değil ki bu konuda şüphelerim var kim normal kim değil.Bazıları yazdıktan sonra unutur,bazıları yazmadan....Çoğumuz ikinci 'bazıları'yız.



Sözüne ettiğim,böyle bir gecenin tek somut örneğiydi bir üstteki cümle.Giriş cümlesiydi hatta.İkinci cümlesini unutmasaydım üçüncü cümlesini kurmuş olcaktım.Olmadı hikayeyi de unuttum,uykum da kaçmıştı,uyudum o gün epeyce.

Halbuki  aklıma gelen hikayeleri ''print screen'' tuşum olsa ve basıp çıktı alsam o anda ,ben de Bukowski,John Fante ,Henry Miller olabilirdim.Sıradan cümlelere sahip sıradan bir adam olmanın tadına doyum olur mu? Kafka'nın hikayesindeki Gregor Samsa'yı ben öldürdüm.Benim unutuğum zamanlarda da sen öldürdün,sıradan adamın sıradan hikayelerini yazarak.Sonra hiçbirşey olmamış gibi uyudun,beraber uyuduk.Ertesi sabah herşey aynıydı. Yazdığımız hikayelerdeki kelimeler bıraktığımız yerdeydi.Aldık onları,yerlerini değiştirip cümleler kurduk,hikayeler yazdık.Kelimeleri aynı olan hikayelerin neleri farklı olurdu? Zaten biz kendimizin Gregor Samsa olduğunun farkında olanlardan değil miyiz?

Hepimiz hayata dair kurgular yaparız,çok büyük bir ihtimalle de hiçbiri kurguladığımız gibi gerçekleşmez.Yazılar da böyle olmalı,en güzel hikayemiz henüz yazmadığımızdır.Yazamayacağımız...

Sizlere  zihnimin dün geceki yansımasının videosunu izletmek istiyorum.Uyumaya çalışırken bir ses bana sordu : Aşkı tanımlar mısın diye? ve zihnimden geçenleri sizler için kayıt etmeyi başardım.
Unutmadan belirteyim,yazının giriş paragrafını okuyup heyecanlanmayın.Henry Miller-Uykusuzluk'tan bir bölüm okudunuz.
  Tom Waits - I want you by jeesay2 Bukowsi ve Tom Waits her zaman iyi ikili olmuştur. 
 

16 yorum:

  1. ilginçtir bu ara kafamı nereye çevirsem bukowski görüyorum.
    sıkça gittiğim bir barın alt katında bukowski şiirleri gecesi tadında bir şey vardı mesela 2 hafta önce önce çat kapı giriverdim.

    aslında herşey daha önce başladı. evet. nisan sonuna doğruydu sanırım. bir kitapçıda yolda'yı sormamla beraber kitapçı bana "toza sor" dan başlayan bir muhabbet açtı ki toza sor bizi mutlaka bukowskiye uğratacaktı. ve tabiki geçikmedi. her şey o gün başladı. o günden beri her yerde bukowskiyle ilgili bir konuşmalar, yazılar...

    en son uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla buluştuğumda daha oturalı 1 saat olmuşken konuyu bukowskiye getirmesiyle artık tesadüflerin sınırı zorlanmış gibi oldu.

    sanki herkes sözleşmiş gibi(ah belirtmeden geçemeyeceğim bende truman show paranoyası var) sözü ne yapıp ne edip, ya da böyle alengirli işlerle uğraşmaksızın direk "o değil de" girişini yaparak bukowski'ye uğratıyorlar.

    şimdi bir de burda görünce bu saçma ve esasen yazının güzel "kurgu"sundan tamamen kopuk yorumda içimi dökme isteği duydum.

    print screen fikri çok hoşmuş bu arada. gerçi ben bir kamera soksam diye düşünmüştüm bir ara. kafadaki düşüncelerin,(bazen cümle bile olamıyorlar çünkü) yazıya aktarılamaması evet kafkanın kulakları çınlasın hakikaten cinnet sebebidir.
    (kulakları çınlasın denmez tabi. "rahmet istedi demek" denebilir ama)

    YanıtlaSil
  2. Kafka yorumun son nokta olmuş gerçekten gülümsettin beni:)(gülümsettin garip bir kelimeymiş)
    Bukowski'nin bu kadar tanınmasını ya da benimsenmesini şuna bağlıyorum esasen.Galiba ağzı bozuk adamları seviyoruz daha doğal geliyor.İyi olduğumuzu söyleyemem ama kötü adamların hayatları,kötü adam-umutsuz aşk ikilisi hep ilgi çekici geliyor.Melankoliyi o kadar seviyoruz ki mutluyken bi anda kendimizi mutsuz etcek şeyler yaratabiliyoruz.Belki de melankoli dediğimiz şey duygularımızın yerinde olup olmadığını kontrol etme mekanizmamız.Çok kötü ya da aykırı insanlar olmak istiyoruz ama yapamıyoruz.Çünkü birkez başlasak duramamaktan korkuyoruz.En fazla seyirci kalmayı seçiyoruz.

    Bu yazıda isimler önemli değildi benim için hatta yazının önüne geçeceğinin farkındaydım.Sadece başlığı için okuyan insanlar bile olmuştur.Bi şekilde onun ününden yararlanmış olabilirim bilemiyorum.Zaten zihnimdekinden çok farklı yerlere gidiyor yazmaya başladıktan sonra ya o da ayrı konu.

    He Bukowski isminin konuşulmasının diğer etken maddesi de internet vs.Sadece tek cümle de belirttiği yargılar bile çoğu kişinin adamı sevip konuşmasına yeterli.En çarpıcı örneği de Harry Potter'ın yazarının(ki adını gerçekten bilmiyorum) Sheakspeare'den daha fazla bilinmesi.Üstelik kendi ülkesinde.

    Toza sor'dan Bukowski'ye ulaşman tabiki beklenen sondu,Bukowski Fante için tanrım diyen bir adamdı yanlış hatırlamıyosam.Şu an yaşadığım yerde bulamadığım iki kitap var.Biri ''yolda'' diğeri de ''gecenin sonuna yolculuk''.Şimdi sen söyleyince o kitapları bulma isteği uyandı tekrar içimde,artık bikaç hafta sonra Kadıköy-Akmar'da bulmuş olabilcem sanırım.
    Print screen,kamera veya benzer şeyler kolaylık sağlardı hayatımıza.Şöyleki cümle kurmaktan,yazmaktan yoruluyorum bazen.Sırf bu yüzden başlamadan bıraktığım yazılar var.En kötüsü de yazdığım şeyi yayınlamadan tekrar okumak...

    Bu da benim bağımsız iç dökmem belki de bağımlı saçmalamam:)

    YanıtlaSil
  3. gecenin sonuna yolculuk şu an okuduğum kitap. kendisini aslıhanda buldum. hem de sıfır halini 18 liraya verince adam gözlerimden çıkan ışığın hatti hesabı olmadı. bir başka yerde de 2. elini gördüm o da 15 dedi ama biraz yıpranıktı.

    akmarda bulman da olası tabi ama aslıhana da bi uğra derim.

    bu arada yoldayı pasajlarda bulamıyorum bulsam da pazarlığa kapalı oluyorlar. üzülüyorum.
    bir de gösteri peygamberi var benim aklımda. geçen sadece ilk iki bölümünü okuma fırsatım oldu. güzel bir başlangıçtı.

    bukowski ise küfürden de ziyade bence cümlelerindeki özlülük cezbeden şey. yani yoğun ama daha az dolambaçlı. aslını istersen ben dolambaç severim. rus klasiklerini hiç bir şeye değişmem ama bazen kafam net cümleler istiyor. o zaman ee bukowski diyorum. anlat. onun dışında bak küfür ediyor çok içten çok candan çok bizden düşüncesini katılmıyorum esasen.

    YanıtlaSil
  4. gecenin sonuna yolculuk* ismini kinyas ve kayra'da görmüştüm ilk.sonra Hakan Günday'ın bir röportajında okumuştum,kitap yazılcaksa böyle yazılmalı ilham kaynağım Celine oldu şeklinde bi cümleydi.İlk gördüğüm yerde edincem ki akmarda bulmam olası görünüyor.Ama akmar esnafı da bir garip olmuş sinirlerimi bozdular en son gittiğimde.Adamlara palahniuk-tıkanma kitabını soruyorum ;tutulma (şu fantastik kitap mıdır nedir) o mu diye yüzüme bakıyolar,ben onların yüzüne bakıyorum,pazarlık başlamadan bitmiş oluyordu.ve evet gösteri peygamberini okuyan arkadaşlarım güzel olduğunu söylediler,palahniuk'a sararsan arkası kesilmez.ama bence gösteri peygamberinden önce ''tıkanma''yı okumalısın.

    YanıtlaSil
  5. ben bukowski vasıtasıyla duymuştum ilk, ondan sonra tezer özlü ferid edgü mektuplaşmalarında sık karşılaşmam ve yaşamın ucuna yolculuğun isim babası olmasıyla beraber bir okuyayım bari dedim. iyi ki de demişim ama. bu ara çok düzenli okuyamıyorum ama böyle dağınık okumak daha bir güzel gibi bu kitap için.
    tıkanmayı ise dövüş kulübünün peşi sıra okumuştum. evet sıra kesinlikle gösteri peyamberine gelmiş olmalı.

    YanıtlaSil
  6. kitabın ismi bile ilgi çekici bikere ,birde tavsiye eden kişileri dikkate alırsak başucu kitabı olcağını söylemek zor olmaz.bana da tek solukta değil de sindire sindire okunması gereken kitap gibi geliyor ki bu noktada yaptığın hamle pekte yanlış sayılmaz.
    ve kırmızı bi daha kitap ismi söylemicem sanırım sana,neyi söylesem ya elinde ya okumuşsun:)
    bir palahniuk severle konuşmak ayrı güzel belirtmeden geçmeyeyim..

    YanıtlaSil
  7. hep bir birine degen yazarlar, kitaplardan bahsettik ama bu yuzden aynıları etrafında dolasmıs olmamız şaşırtıcı değil.:) kitap konusunda tavsiye almayı ise çok severim.
    Palahniuk ise severim ama telaffuzunda epey sorun yasıyorum:) ondan ismini pek anamıyorum.

    YanıtlaSil
  8. al benden de o kadar,Palanyuk diyip geçiyorum:D
    aslında okumadığım bişeyi tavsiye etmem ama bir liste oluşturmuştum kendime ordan bikaç isim veriyim istersen araştırırsın,belki ilgini çeker,en azından yakın zamanda edincem kendim için:

    George Orwell-1984
    Ursula K. Le Guin-Mülksüzler
    William Golding-Sineklerin Tanrısı
    Tom robbins-Ağaçkakan

    şimdilik aklıma gelen bunlar,senin profiline bakıp isim alsam yeterli mi yoksa özellikle belirtmek istediğin kitap var mıdır? :)

    YanıtlaSil
  9. ütopyalardan gidiyorsun sanırım bu ara. ilk üçü harika kitaplar. özellikle mülksüzler. ağaçkakan'ı okumadım ama listenin 3 kitabını sevdiğime göre onu da severim heralde bakayım ona. varolmanın dayanılmaz hafifliği en sevdiğim.
    fahrenheit 451i de ekleyebilirsin sanırım bu listeye ama onu da ben sana kulaktan dolma söylemiş oldum. edebi açıdan tam doyurucu değilmiş. ama özellikle 1984 ve mülksüzler her yönüyle harika kitaplar.

    YanıtlaSil
  10. ütopyalar güzeldir diye bi şarkı vardı ceylan ertem'in.hatta linkini vermek istedim.
    http://www.youtube.com/watch?v=4GmViOsBun8

    liste güzeldir diye düşünüyodum, sen de okumuşsun ve beğenmişsin.verdiğin isimleri de alcam mutlaka hele bir akmara ulaşayım da:) tom robbins'in tarzı farklı geliyor bana ağaçkakan belki en iyi kitabı olmayabilir ama seversin gibi.ütopya demişken Michael Ende-Momo derim...büyüklere masallar.okumalısın..tabi okumadıysan.

    YanıtlaSil
  11. evet duymuştum onu okumadım. elimdeki kitapları bitireyim listeye gösteri peygamberinin altına yazıyorum:)
    şarkı da çok hoşmuş.
    tom robbins'le hiç tanışmadım aslında. onunla da bir merhabalaşmak lazım:)

    YanıtlaSil
  12. umarım beğenirsin:)gösteri peygamberi,momo ve tom robbins değerlendirmeni merak ediyorum..

    YanıtlaSil
  13. bir bukowski hayranı olarak çook etkilendim!

    YanıtlaSil
  14. Ah Bukowski tam da tahmin ettiğim gibi yaptı yapacağını ve yazımın önüne geçti:)

    YanıtlaSil
  15. yazıyı okuyamadım vallaha çok uzun lakin şarkı süper dostum

    YanıtlaSil