3 Mayıs 2011 Salı

Alışkanlıklar, günlük yaşamın diktatörleri

- " Nasılsın abi ? "
- " İyiyim , sen nasılsın ? "
- " bende i ...

İyi mi ? Bok gibi bi geceden üstüm çamur toprak çıkageldim yine bok gibi bi gündüze, nasıl iyi olabilirim. E peki neden iyiyim dedim o zaman, neden doğruyu söylemedim, kafam lüleburgaz adımı unutmamak için avucuma yazdım psikolojime tecavüz ettiler dün gece niye demedim.
Korktum çünkü değilmi, çünkü birisinin bana acımasından, yardım etmeye çalışmasından güçsüz görünmekten korktum. Abartma ne korkması be sadece alışkanlık..

    O kadar ki çoktan iyi ve kötü olarak ayırdık alışkanlıklarımızı, yaptığımız kötü şeylere alışkanlık diyip yapmaya devam ettik. Eski sevgililerimize alışkanlık dedik sevgi kalmamışmış alışkanlık varmışmış, karşılaştığımız davranışlara " ben buna alışık değilim" diye tepkiler verdik. Sosyal yaşantımızı ve davranışlarımızı alışkanlık kalıbına sokup hiçte itiraz etmeden herşey normalmiş gibi devam ettik. Eskilerini terketmeden yeni yeni alışkanlıklar edindik, hiç durmadan sömürdük karşımızdakinin karakterini yargıladık kendi alışkanlıklarımıza göre. Satranç taşları gibi hep aynı yöne gidip üstüne birde " ben piyon değilim " diye bağırdık, hatta alışkanlık bağımlısı arkadaşlarımızda buna gülmek yerine hak verdi. Hatta biraz daha abartacağım refleks olarak düşünmeye başladık çünkü verdiğimiz tepkiler kurduğumuz cümleler bile aynılaşmaya başladı. Kocaman insanlar olduk hala karanlıktan, dişçiden, gürültüden vs. korkuyoruz çocukluktan kalma alışkanlık, korkular bile belli bir alışkanlık üzerinden doğar. Hayatımıza kimse müdahale etmeden sadece alışkanlıklar üzerinden ne kadar fazla müdahale oluyor, ne kadar tuhaf. Sigara alışkanlığım yüzünden üşümeyi göze alıyorum, tanıdık tanımadık herkese günaydın deme alışkanlığım yüzünden sokakta bazen deli olduğumu düşünüyorlar ( ki bu toplumun kötü alışkanlığı mı benim tuhaf alışkanlığım mı çözemedim). İyi alışkanlıklarımız yok mu, tabiki var ama iyiliği de alışkanlık olarak yapmak ya da iyi şeylere programlanmış gibi davranmak " iyi " nin tabiatına çok zıt.

    İnsan bişey yapmadan ya da düşünmeden önce kaç badire atlatmalı farkında mısınız ? Anne, baba, sevgili, arkadaş ve bilimum dış etkenler düşüncesinden sıyrıldık diyelim, kendimizi ne yapacağız. O bilmem kaç senedir alışılagelmiş hareketlerimizi, tavırlarımızı. En basitinden şu nasılsın sorularına iyiyim demekten ne zaman vazgeçeceğiz ya da (içenler için söylüyorum) çayın yanında sigara yakmaktan. Alışkanlıklarımızı reddedip bir günü böyle yaşadığımızı düşündünüz mü hiç, cep telefonunuzu sağ cebinize ya da çantanızın ön gözüne komayıp, evden çıkarken son bi kere içerde dolaşmadığımızı, sokağa çıkınca amaçsız bi şekilde hep aynı yöne yürümediğimizi. Seni bilmem okuyucu ama bana özgürlük hep böyle birşeymiş gibi gelir, en büyük özgürlük insanın kendisine farkında olmadan uyguladığı diktatörlüğün kırılmasıdır.

  
 

3 yorum:

  1. Sonu çok hoşuma gitti kalemine hatta klavyene sağlık:)

    YanıtlaSil
  2. bazen bütün bunları kırmak adına gider insan. her şeyi bırakıp gider.
    alışkanlıklarını.
    konuştuğu insanları.
    gittiği kafeleri.
    sürekli istediği fesleğenli kaşarlı makarnayı bırakır ve gider.
    gitmesindeki tek amaç ise trajik bir şekilde yeni bir şeylere alışmaktır.
    bu insanın şevkini kırıyor biraz.

    ihtiyaç ile alışkanlık arasındaki çizgi ise üstünden yürümeye kalksam şuracıkta ikiye ayırırmış gibi beni.

    yine de her yemeğin üstüne sigara yaktıran diktatör ruhum ağzının tadını biliyor gibime geliyor. winston versen mutsuz olur çünkü. illa camel diye tutturur. alışkanlık mı yoksa zevk mi? bu çizginin inceliğini ölçemedim.

    YanıtlaSil
  3. Sindirella teşekkür ederim :)


    Kırmızı demek istediğimde buydu zaten insan nereye giderse gitsin alışkanlıklarınıda götürüyor, misal aynısı olmasa bile benzer kafelere takılıyor malesef :) Ayrıca çayın yanında sigara yakmak keyiftir hatta candır ona itirazım yok ama her çayın yanında sigara yakmak alışkanlıktır sanırım

    YanıtlaSil