26 Mayıs 2012 Cumartesi

eau de iett

Şiddetle kalktı koltuktan " Yalan söylüyorsun ! " Daha ne dediğini idrak edemeden çantasını kapıp fırladı, " dur ne yalanı, ne diyorsun sen ? " . " Yalan söylüyorsun işte " sesindeki şiddet giderek azalırken çaresizlik yükseliyordu. " Daha birşey söylemedim ki yalan olsun, gerçekten anlamıyorum neden böyle yaptığını "

 

18 Mayıs 2012 Cuma

Anlam kaygısı

        Çok yorulduğum bir dönemi de atlatmış bulunmaktayım an itibariyle, o kadar yorgun bir dönemdi ki bazen takvimin bile sayıları kaldırmakta zorlandığını düşündüm ama geçti nihayet. Huzuru evinde  bulanlardanım ben de, evin uzağında olduğum zaman biraz tuhaf hissediyorum açıkcası, bu asosyallik mi bilmiyorum zaten o tarz falan filanlara çok takılmam paşa gönlümün emirlerine tabiiyim daima.Tek sorun şu anda evin etrafında yapılmakta olan iki inşaat, o gürültü nasıl bir gürültüdür, gökten hazır ev düşse bu kadar ses çıkarmaz. Eğer seninde evinin etrafında iki inşaat ve pencere ve perdeleri kapalı bir ev arsa o benim komşu, merhaba.

 

3 Mayıs 2012 Perşembe

Sondan Bir Sonraki An

Şöyle ki uyku tutmayan bir gecenin henüz aydınlanmamış sabahında kendinizi hiç tanımadığınız birinin yanında bulduğunuzu düşünün.Yolda.Hiç tanımadığınız biriyle böylesine uzun bir yolculuğa çıkmak oradan bakıldığında delilik gibi gelebilir.Gerçekten tanımıyorsunuz,konuşmamışsınız bile.Oysa ki tanımak dediğimiz şey, günün güvenli bir saatinde ve olağan bir şekilde gerçekleşiyorsa bu delilik bile değil.Ne de olsa tanıdığımız insanlar bizi hayal kırıklığına uğratmazlar ?
Buna benzer bir sabahta nereye yürüdüğümüzü bilmeden sadece yürüyorduk.Toprak taşlı yollar henüz insanların buralara pek ulaşmadığının göstergesiydi ve bu , gezegenin yalnızca bize ait olduğu hissini veriyordu.Sağımız yamaç,solumuz uçurumun ardından yükselen kocaman bir dağ ve zar zor görebildiğimiz güneş.Konuşulmadan yürünen bir kaç saniyede düşüncelerimizi bile duyuyoruz bu sessizlikte kurbağa sesleri bölmedikçe.Bağırışlarımızı ise pek duyan olduğunu sanmıyoruz.Savrulan bir şişenin içinde olsak  ya da üzerimize bir roket gelse 
nasıl rol yapılır,yapamıyoruz.Bizden oyuncu olmaz sanki.
Badem ağacının çağlası çok lezzetliymiş ama siz siz olun çekirdeğini yemeyin.Eşek arılarından hala ölesiye korkuyorum.Cedric 13 değil 8 yaşındaymış.Uykusuz olunca yüz kaslarını kontrol etmek epey zormuş zira sol yanak yukarda asılı bile kalıyormuş ve  el yardımıyla ancak düzeltilebiliyormuş.Bunların hepsini bir kenara bırakırsak,insanlar  birbirini en iyi yolculuklarda tanıyormuş.Kendini,en iyi bir yolculuk sırasında hatırlıyomuş.Ve hala merak ediyoruz o yol nereye gider sondan bir sonraki  anda.
 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bu ara nasılım

         24 saatin yetmediği günlerdeyim, bir de nasıl yorgunum anlatamam. Günün bütün saatlerine sahipken çok dolu yaşıyormuşum gibi bir de kendime hiç zaman ayıramıyorum ağlaklığı yapıyorum herkese. Oysa ben hiçbir şey yapmadan saatlerce oturabilirim, sabit bir yere bakıp sadece sigara içerek zaman geçirebilirim. Bazen sakal bırakıp bazen kesebilirim, hatta bazen kızların beni beğendiğini bile düşünebilirim. İnsanım neticesinde kanımda ahmaklık ve küstahlık dolaşıyor, en özgürümüz prangaları en çok çürüyen oluyor. Hayat saçma bir düzenek halinde devam ediyor ya işte o bana koyuyor cidden, yani tuhaf gelmiyor mu size bugün ninnilerle karşılanan bir bebek birkaç 10 sene sonra ağıtlarla toprağa gömülecek. Ölümlü olmak çok tuhaf ama güzel yanları da yok değil, en azından her insan kısıtlı zaman sahibi olduğu için kötülük yapma süresi de kısıtlı oluyor. Bir de insan olmanın giderek zorlaştığı bir devirde yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Ne bileyim kedi olsak mesela hepimiz, mahallenin kasaplarıyla iyi geçinsek yeterdi ya da kuş olsak takla atabildiğimiz sürece illaki bize bakacak birilerini bulabilirdik. İnsan olunca biraz tuhaflaşıyor amuda kalksan bile kimsenin umrunda olmuyor. Sonuç olarak çok yorgunum okuyucu, Allah seni inandırsın kendime hiç zaman ayıramıyorum. 


Selametle..