23 Temmuz 2014 Çarşamba

henüz bitmemiş şiir

ah o boynundaki ilk yaz kokusu
ve bileklerindeki bulutları
kaybetme korkusu,
çekilirken limandan gözlerinle
ürkek ve tedirgin
bir güvercinle denk gelirim,
belki ellerinle hazırladığın
bir gün
geç kaldığın yerlere uğrayıveririm

durulmuyor işte menekşe rengine kesen
ruhum yepyeni bir ağaç halinde
büsbütün yarattığın baş dönmesiyle
kapını bekleyen çiçeklere saklanıyorum,
sesinin verdiği uyuşukluk ile
yirmi dokuz yerimden yasaklanıyorum,
hem o üstüme örttüğün gece 
neyin nesi,
yıldızlar çiziyor omuzlarımı
boynuna aşk diye emanet
inci dizecek olsam,
boynundan
boynuma 
ilk yaz nefesi.. 
 

15 Temmuz 2014 Salı

Mütemadi Lakırdılar 8 -Ellerine İyi Bak-

        Ne ara bu kadar büyüdüğünü düşünüyorsan seninle aynı yerinde takılıp kalmışız hayatın sayın okuyucu. Berbere gittiğim zaman oturduğum tabureden, saçlarımı yana yatırmaktan, koşu yarışında beni geçenlerin kafasına taş atmaktan ne zaman vazgeçtim hiç bilmiyorum. Biz halı yıkanan sularla sokağın sonunda baraj yapan, 2. kat boyunda tellerden atlayıp kaçan topun peşine koşan çocuklardık, ne ara bu kadar şeyden iğrenir, bu kadar şeyden korkar olduk.  Yalnız aramızdaki tek fark benim kendimle beraber sorunlarımı büyütemem, çocukken yaşadığım sorunların aynılarını yaşıyorum. Mesela hala sürpriz yumurtayı itina ile soyup, tam ortasından ikiye ayırıp, çikolatasını yedikten sonra oyuncağına bakıyorum. Hem hala süper marketlerde çaktırmadan oyuncak reyonuna kaçıyorum. Okula yeni başladığım zamanlardı, rahmetli dedem sayesinde neredeyse her akşam sürpriz yumurta ile beni hayata bağlanır, annemin elinden kurtulup oyuncak reyonuna koşardım, özgürdüm, pervasızdım ve aşıktım.

 

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Nanenin Aroması

        Ömrümün en allak bullak zamanları seni düşünerek geçti, dur hemen panik yapma, sen en allak bullak zamanına denk geldin. Gerçi seni çok sakin kafayla düşünebilirim diye bir iddia halinde değilim, hatta geçti gibi bir iddia halinde de değilim. Bütün malzemelerle aynı anda kaba konulup tadını iyice versin diye boku çıkana kadar yoğurulan nane gibiyim, oysa atmadan önce iki tokatta kendime gelirdim. O şimdi senin, nerede olursan ol benden uzakta, oturduğun cafelerin masalarının üzerindeki fesleğenler, avucunun içine alıp sevdiğin çiçekler anlar halimden. Unutma naneyi kullanmadan önce avucunun içinde iki tokat atarsan aroması patlar. 

       Benim yerime sen dursan sanki daha kolay olurdu, yani daha kolay olmazdı belki ama daha katlanılabilir olurdu. Oysa ben damarlarında adrenalin ihtilali olan heykel gibiyim, insanlar ilerliyor, mekanlar ilerliyor da öyle yer değiştiriyorum. Bütün bu insanlar neden durmuyor anlayamıyorum, ben dururken onlar ilerliyor ve dikkat çekmiyorum. İnsanların dikkatlerini ne acayip şeylerin çektiğini bilsen şaşırırsın. Gerçi sen herşeyi bilirsin gibi bir his var içimde, nereye gitsen bilirim gibi bir his var içimde. Gurur duyuyorum, içimdeki hisler istikrarlı bir saçmalama seviyesinde ilerliyor. Yani dışa vuramıyorum ama bir şeyler ilerliyor, mesela metro. Metro deli gibi ilerliyor ve ben hep uyuyorum, çocukluktan kalma alışkanlık panik anında hep uyumak istiyorum. Uyuyamadığım zamanlarda oyun oynuyorum çünkü uyumadığım zamanlarda aklıma taktir edilesi iradesiyle saçma sapan şeylerle geliyorsun.  Hoş ona gelmek denmez daha ziyade gidiyorsun, ki zaten bende 86. levelde takılıp kaldım, canlarım bitince yine seni düşünmeye başlıyorum. Hak ver bana, ya canım bitene kadar seni düşünürsem gerçekten, korkuyorum.

       Ben her sabah metroya biniyorum, insan yerin altında olduğunda mekan mefhumunu kaybediyor. Metro ilerliyor, neyin altında olduğunu bilmeyen bir sürü insanla duruyorum. Sağa mı sola mı gittiğini bilmeyen, hangi duraktan çıkarsa çıksın sana uzak düşen. Bu ara metroda yanımda oturup başka saçma sapan şeyler düşünen, ben uyurken yıkılmayayım diye omzuna omzumu sabitlediğim, oyun oynarken dikkatle beni izleyip her yanlış hamlemde aptal der gibi bakan gözlerin senin olmasını çok isterdim. 

Bu günlerde 10 saat uyuyorum...
 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Hemhal

        Ah şu çok uzaklardan gelmiş gibi mağrur ama gururlu, bin türlü küfrün içinden geçerek, çamur ve çocukluğa bulamış önüme düşen ben. Hangi mevsim olursa olsun titreyecekmiş gibisin böyle, büsbütün soru ve sırla binlerce yıl yaşında. O ki durup dururken omuriliklerinden kurtulmuş, memleketin üzerine akan saçlarıyla, belki yabancı belki de hiç tanımadığın bir şekilde. Kaldı ki beklemek dahi koynuna aldığı sokak lambasıyla köşe başında, kaldırımda oturuyor. Bu bütün dokunulmuş sözlerimle, tek tek derime işlenmiş günahlarımla çağırsa vapurla gideceğim. O ki ay ışığı kondurulmuş gülüşünü gösterdikçe içimde tanımadığım bir hücre ürperiyor.

" parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

oysa sergimize kuşlar gelir uzanır"

Cahit Zarifoğlu
 

1 Temmuz 2014 Salı

çok saçma aynı şeyler

        Bazen aynı şeyler farklı şekillerde söylenir ya da birbiri ile alakalı olmayan şeyler sana aynı durumu izah ediyormuş gibi gelir. Bu çok saçma, çok alakasız. çok aptalca olabilir ama anlarsın işte, ilk kez balığa çıkan çocuğun yakaladığı ilk balığın heyecanı ile yakalarsın. Sevgiline yaptığın ilk yemek için kestiğin soğanın seni ağlatması gibi, bunlar gibi ; 



küçük anne, kelepir kız,
bir şey söyle bana,
bana bir laf et ki binlerce,
onbinlerce görüntü anlatamasın.

genceli nizami'nin dediği gibi
taşı onunla yıkasalar
üzerinde akik biter,
bakışların ki...

ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni. 


Cemal Süreya

*


Can't Take My Eyes Off You - Walk off the Earth (Feat. Selah Sue)