31 Ekim 2012 Çarşamba

Fehimsiz Vol : 2

- Hikayenin ilk kısmı :  Fehimsiz Vol : I -


Merdivenlerden ağır ağır çıkarken sessizliği bozan tek şey, hareket sensörlü apartman lambalarının her katta açılıp kapanırken çıkardığı tok ses, kafasının içinden geçen düşüncelerin dağılmasına yetmiyordu. Galibi belli olmayan bir savaştan az yara çok anı edinerek firar etmiş gibi neredeyse adımlarını kaldırmadan kapıya doğru yürüyordu. Eğer apartman lambaları ve kapı önündeki çöpü karıştıran kedilerin çıkardığı sesler olmasa kendi bile yürüyüp yürümediğine emin olamayacaktı. Kafası o kadar ağırlaşmıştı ki kendi evi olduğuna emin olmak için sadece kapının girişine bakabildi. Önünde durduğu kapının evine açılmasını çok istiyordu bu yüzden kötü ihtimallere karşı anahtarını ağır ağır taktı kilide. Alkollü olsa şu an çektiği  işkenceyi hatırlamayacak hatta kim bilir kimin evinde olacaktı. Fakat bu gece perşembeydi, kanında sadece - hiç sevmediği - kendi kanı geziyordu ve evinde uyumak zorundaydı. Kilidin açılma sesiyle kafası biraz hafifledi çünkü en zor olanı bitmişti, evindeydi artık, şimdi sadece duşa girip ılık suda aklından geçen herşeyi yumuşatması gerekiyordu uyumak için. Duştan yine nemli saçlarıyla çıktı, çocukluk alışkanlığı. Yatak odasına doğru hiç ışık açmadan yürüdü, üstüne rastgele birşeyler geçirip yatağa uzandı. Eşinin yanına kendi yatağına, normalde olsa ya oturma odasındaki koltuğun üzerinde ya da başkasının evinde yatıyor olurdu ama bu gece diğer gecelerden -anlamsız bir şekilde - çok daha ağırdı. Bu ağırlığı sanki sadece kendi yatağının kendi tarafı kaldırabilirdi. Yatağa uzanıp ellerinden birini kafasının altına koydu, gözlerini tavana dikti, "nasıl olurda bu kadar yabancı gelebilir bir insana karısının yanı, kendi yatağı " diye düşündü. Düşündükçe yoruldu, yoruldukça aklındaki herşey birbirine karıştı, zaman yavaşladı, oda biraz daha karardı ve gözleri kapandı.

 

11 Ekim 2012 Perşembe

Sevmek meselesi


        Bir türlü içime sinmeyen zamanlardayım  çocukluğumdan beri bu zamanlar hep bir durgunluk halidir sürer.  Nasıl yazasım yok anlatamam ama söylemek istediklerim var, keşke burada olsanız da anlatsam yazmak yerine. Madem hepinizle aynı anda sohbet etme imkanım yok, baş ağrımı masanın üzerine bırakıp başlıyorum oradan buradan konuşmaya. Velhasıl çok tutarlı konuşmayabilirim çocukken en sevdiği oyunun saklambaç olup bir  türlü cüssesi müsaade etmediği için saklanamayan birinden tutarlılık beklemezsiniz sanırım zaten. Ki hala severim saklambacı bu sefer de maçam yemez.