31 Ekim 2012 Çarşamba

Fehimsiz Vol : 2

- Hikayenin ilk kısmı :  Fehimsiz Vol : I -


Merdivenlerden ağır ağır çıkarken sessizliği bozan tek şey, hareket sensörlü apartman lambalarının her katta açılıp kapanırken çıkardığı tok ses, kafasının içinden geçen düşüncelerin dağılmasına yetmiyordu. Galibi belli olmayan bir savaştan az yara çok anı edinerek firar etmiş gibi neredeyse adımlarını kaldırmadan kapıya doğru yürüyordu. Eğer apartman lambaları ve kapı önündeki çöpü karıştıran kedilerin çıkardığı sesler olmasa kendi bile yürüyüp yürümediğine emin olamayacaktı. Kafası o kadar ağırlaşmıştı ki kendi evi olduğuna emin olmak için sadece kapının girişine bakabildi. Önünde durduğu kapının evine açılmasını çok istiyordu bu yüzden kötü ihtimallere karşı anahtarını ağır ağır taktı kilide. Alkollü olsa şu an çektiği  işkenceyi hatırlamayacak hatta kim bilir kimin evinde olacaktı. Fakat bu gece perşembeydi, kanında sadece - hiç sevmediği - kendi kanı geziyordu ve evinde uyumak zorundaydı. Kilidin açılma sesiyle kafası biraz hafifledi çünkü en zor olanı bitmişti, evindeydi artık, şimdi sadece duşa girip ılık suda aklından geçen herşeyi yumuşatması gerekiyordu uyumak için. Duştan yine nemli saçlarıyla çıktı, çocukluk alışkanlığı. Yatak odasına doğru hiç ışık açmadan yürüdü, üstüne rastgele birşeyler geçirip yatağa uzandı. Eşinin yanına kendi yatağına, normalde olsa ya oturma odasındaki koltuğun üzerinde ya da başkasının evinde yatıyor olurdu ama bu gece diğer gecelerden -anlamsız bir şekilde - çok daha ağırdı. Bu ağırlığı sanki sadece kendi yatağının kendi tarafı kaldırabilirdi. Yatağa uzanıp ellerinden birini kafasının altına koydu, gözlerini tavana dikti, "nasıl olurda bu kadar yabancı gelebilir bir insana karısının yanı, kendi yatağı " diye düşündü. Düşündükçe yoruldu, yoruldukça aklındaki herşey birbirine karıştı, zaman yavaşladı, oda biraz daha karardı ve gözleri kapandı.



Gözlerini açtığında hava biraz aydınlanmıştı, oda uyuduğu sıradaki kadar karanlık değildi. Mevsimin aksine ev soğuktu, salondan gelen belli belirsiz seslere kulak kesildi. Yatakta kimsenin olmaması merakını daha da arttırınca gidip bakmak için kalktı, yere basar basmaz irkildi, yer soğuktu. Koridorun yarı yarıya bölünmüş tarafından karanlık olanını seçip salona doğru anlam veremediği bir ürkeklikle yürürken sesleri biraz daha net seçebiliyordu. Duyduğu seslerden birisinin televizyon sesi olduğunu tahmin etti fakat diğeri erkek sesiydi. Bu kendinden emin ve güven veren sesi bir yerden anımsıyor gibiydi. Salona gitmek için birbirine bağlı iki koridor geçmesi gerekiyordu. Birincisinin köşesini döndüğünde koridordan odaya koşan bir çocuk gördü. Uyku mahmurluğu ile gölge oyunu diye düşündü fakat koridordaki oyuncaklardan biri ayağına batınca gerçekten orada olduğunu farketti. " Hassiktir ya bu ne lan ! Ayağım gitti a.. k.." diyerek şiddetle çocuğun girdiği odaya döndü acısını ondan çıkarmak ister gibi. Çocuk hiç oralı olmadı, kafasını oyuncaklardan kaldırmadan ve ses çıkarmadan eliyle salonu gösterdi. Aziz kendinden beklemediği bir sakinlikle tekrar salona yöneldi çünkü işin bütün sırrı salonda çözülecek diye düşünüyordu. Salonun kapısına geldiğinde televizyonun karşısındaki koltukta oturan orta boylu, göbekli, elinde sigarasıyla kendi kendine konuşan adamı gördü. Televizyonun ışığı sanki adamın yüzünden bütün odaya yansır gibi ışıldadığı için bir türlü yüzünü görüp bu kadar tanıdık gelen adamın kim olduğunu anlayamıyordu. Adam birden " Aziz ! Kapı eşiğinde durulmaz " dedi. İşte şimdi anlamıştı kim olduğunu, bu emri duyar duymaz hızla salona girdi ve karşısına oturdu. " Baba ! Senin ne işin var burda. " şaşkınlıktan gözleri avuçlarına düşecek kadar açılmıştı. " Misafirliğe geldim oğlum, istemiyorsan giderim. Tabi biraz gürültü yaptık uyandırdık seni, kusura bakma çocuk işte ". " Baba ne misafirliği sen ölüsün, sen öldün ben seni ellerimle gömdüm toprağa!" Aziz'in midesi kasılmaya başlamıştı, çenesinde belli belirsiz bir sızıyla ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. " Ne ölmesi oğlum " dedi babası " burdayım bak televizyon seyrediyorum işte ama uyuyacaksan kısarım ". " Baba ! " dedi Aziz titreyen sesiyle " Sen öldün, ben oradaydım. Sen öldün herşey değişti, herkes öldü. Beni tek bıraktınız. Halime bak, kendi evine gelmeyen bir adam oldum, her gece sizi unutmak için uğraşıyorum, beni nasıl bıraktığınızı, yalnızlığımı " Aziz lafını bitirmeden salona o koridordaki çocuk girdi. Siyah saçları uzun ve düz, gözleri hafif çekik beyaz tenli çocuğu kendi çocukluğu diye düşündü. Çocuk Aziz' e gülümserken babası girdi araya " Oğlum yapma beni korkutuyorsun, biz seni bırakıp hiçbir yere gitmedik. Bak burdayız hepimiz, hem ben ölüysem sende ölüsün o zaman ! " birden babasınin ses tonu şiddetlendi " Başka nasıl olurda karşında böyle oturabilirim ! Bu konuyu kapat çocuğun yanında bir daha böyle konuşma, oğluna kötü örnek oluyorsun ".  Aziz şaşkına dönmüştü iyice, nerede olduğunu kim olduğunu ne diyeceğini unuttu, yerinden kalkıp çocuğa doğru adım attı " oğlum mu ? " dedi " ama benim oğlum da öldü ". Aziz' in yüzü gözlerinden gözyaşı değil de ateş parçaları akıyormuş gibi yandı, çocuğa sarılmak için bir adım daha atar atmaz babası yerinden kalkıp " yeter ! " diye bağırarak bir tokat salladı. Fakat Aziz o tokatı yemeden yattığı yerden sıçradı. Kafasının altındaki kolu uyuşmasına ve yatağının terden sırılsıklam olmasına aldırmadan kafasını toparlamak için tekrar uzandı. " Hay a.. k... bu nasıl rüyaydı lan " dedi kendi kendine, " pedere bak tokatlamak için rüyama bile giriyor " diye düşündü ama asıl aklında kalan oğluydu ve bir an önce unutması gerekiyordu o görüntüyü. Her gece ilk kadehini içerken, her sabah uyandığında, yürürken, dururken, susarken, her ne yapıyorsa onu yaparken sürekli aklında olan ve kalbini hançerle delmek yerine ufak iğneler batırarak yavaş yavaş bu hayattan kopartan o görüntüyü. Öyle bir görüntü ki her baktığında karısının gözlerinin içinde , avuçlarında, saçlarında, sözlerinde görmesi karısından nefret etmesine yetiyor da artıyordu bile. Fakat bu sefer şanslı hissetti kendini, karısı çoktan yataktan kalkmış mutfağa geçmişti..

Yataktan kalkıp terden ıslanmış üstünü değiştirdikten sonra banyoya girdi. Aynada kendi yüzünü aradı, rüyasındaki bütün yüzleri geçerek kendi yüzüne ulaştı, gözlerini gözlerinin içine dikti öylece. Kendine hiçbir şey söyleyemeyecek kadar gergindi üstüne bir de mutfaktan kahvaltı hazırlayan karısının sesi geldikçe iyice geriliyordu. Kafasını suyun altına soktu beynini soğutmak ister gibi, kahvaltıyı yapmadan çıkmayı düşündü ama karnı da inatla kahvaltı masasına oturmasını söylüyordu. " Neyse " dedi " hemen kahvaltıyı yapar çıkarım ". Yüzünü kuruladıktan sonra mutfağa girdi adımları her ne kadar dışarı doğru atsa da. Girer girmez karısı yapay bi gülümsemeyle karşıladı Aziz'i , Aziz bu gülümsemesini ilk tanıştıkları günden beri sevmiyordu. Eskiden olsa söylerdi ki zaten söylemişti bir kaç defa fakat şimdi pek umrunda da değildi. Sandalyeyi çekip oturdu, karısı çayını önüne koyduğunda kafasını teşekkür eder gibi salladı yüzüne bakmadan. Karısı karşısına oturduğunda Aziz çoktan kahvaltıya başlamıştı. " Geldiğini duymadım gece, nasılsın " diye sordu karısı sevecen bir tavırla. Aziz " iyi " diye geçiştirdi, fakat karısı ısrarcıydı " işler nasıl, neler yapacaksın bugün". Aziz neden bu evde kahvaltı yapmayı sevmediğini bir kere daha anlar gibi iç geçirdi ve yine "iyi " dedi. " Aziz ne oldu neyin var biraz gergin gibisin " dediği an onu gördü, o günden beri Aziz' in onun gözlerinin içine baktığı tek an, o öfke dolu an. Aziz kadının gözlerinin içine baktı, kimsenin bakamadığı kadar içine, sanki kalbinden bir parçayı söküp gözlerinden çıkaracakmış kadar içine baktı. " Müsade edersen kahvaltımı yapıp çıkacağım " dedi bakışına rağmen çok sakin bir sesle. Genelde sakindi zaten Aziz ama karısı sınırları zorlamaya niyetliydi. " Aziz ben.. " diye başlayan cümlesini bitiremeden Aziz yerinden fırlayıp önündeki kahvaltı tabağını elinin tersiyle masadan itti. Tabağın kırılmasından daha gür bir sesle " Yeter ! " diye bağırdı. " Anlamıyor musun hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorum ! Senin nefes aldığın yerde ben nefes alamıyorum ! Üstüme gelmeyi, benimle ilgileniyormuş gibi yapmayı kes, bu yalan karı koca oyunundan sıkıldım artık ! ". Aziz'in sıktığı yumruğu, boynunda beliren damarlar, gözlerinin dolması, bütün bu kontrolsüz hareketler karısını korkutuyordu. Kadın sessizce " istemiyorsan giderim " diyebildi. Aziz tekrar kükredi " git ! hadi gitsene ! Kaç kere giderim dedin, kaç kere git dedim. Yine gidemezsin, hiçbir yere gidemezsin ! " Çünkü ben seni seviyorum " dedi karısı yine kısık bir sesle. " Evet kesinlikle ! Beni hep seveceksin, hep el üstünde tutacaksın. Çünkü ben senin işlediğin bütün günahlarının, affedilmeyi bekleyen bütün hatalarının sembolüyüm ! Çünkü ben seni ne zaman affedersem işte o zaman sen de kendini affedeceksin. Ben senin cennetinin kapısıyım ama sen benim cehennemimin ateşi ! ". Aziz artık kendini kontrol edemeyeceğini anlayınca mutfaktan sokak kapısına doğru fırlayıp kendini dışarı attı karısı ağlamaya başlayınca. Apartmanın çıkışına geldiğinde gözleri karardı, sendeleyince merdivenlerin korkuluklarından tutundu. Ayakta duramayacağını anlayınca biraz sakinleşmek için merdivenlere oturup elini cebine attı. Sigarasını ararken herşeyi evde bıraktığını farketti, telefonunu almak için tekrar yukarı çıkması gerekiyordu ve bu bekledikçe daha zorlaşacak bir durumdu onun için bu nedenle hemen kalkıp tekrar yukarı çıktı hızlı adımlarla. Sarhoşluktan kalma alışkanlık, anahtarını her zaman alırdı evden çıkmadan bu yüzden zile basmak zorunda kalmayacağına sevindi, anahtarla eve girip telefonunu ve sigarasını masanın üzerinden alarak tekrar hızlıca çıktı, karısının hıçkıra hıçkıra ağlamasına kulak asmadan. Sokağa çıktığında daha sakindi, böyle kavgalara alışkındı artık çünkü bu onlar için ne ilkti ne de son olacaktı biliyordu. Eve tekrar ne zaman geleceğini bilmese de eve geldiğinde yine karısını evde bulacağını biliyordu. Saatine bakıp daha bir yerlere gitmek için erken olduğuna karar verip yönünü ofise doğru çevirdi.

Ofisteki ufak tefek işleri hallettikten sonra - tekrar rüye görmekten korktuğu için - uyumak yerine internetten akşam gidebileceği yeni mekanlar aramaya koyulmuştu. Birkaç isim aldıktan sonra saatinde geldiğini farkedip birşeyler yemek için ofisinden çıktı. Midesi birşeyler yemek zorunda kalacağı kadar boş fakat aklı hiçbirşeyin tadını ayıramayacak kadar karışıktı. Sokakta yürürken gördüğü ilk lokantaya girip aklına gelen ilk yemekleri söyledi. Yemeği yedikten sonra masaya hesabın fazlasını bırakarak lavaboya girdi, aynada kendine çeki düzen vermek için. Uzamış sakalı ve dağınık saçlarıyla oldukça paspal görünüyordu, " tipine sokayım " diyip elini ıslatarak saçlarını düzeltti, işe yaramayacağını biraz sonra eski haline geleceğini biliyordu ama yinede kendini biraz daha iyi hissetti. Lokantadan çıkıp yürümeye başladı direk dolmuşa binmek yerine, yürürken insanların yüzüne dik dik bakıyordu dayak yemeyi isteyen bir inatla. İnsanların yüzüne dik dik bakarak herkesin kendi gibi büyük bir sıkıntısı olduğunu, yalnızca kendinin böyle olmadığını görmek istiyordu sanki fakat kimseyi bulamadı. Kimse onun kadar ruhsuz değildi sanki, en azından içten gülen insanlar vardı hala ya da özlediği bir şeyler olan insanlar. Aziz çoktan bırakmıştı bunları, tek özlediği şey sarhoş olmaktı. İşte bu niyetle artık pes ederek dolmuşa bindi, cam kenarına oturup dışarıyı seyretmeye koyuldu. Sıra sıra evlerin sahte sıcak lambalarını izlerken " Ne kadar sahtekarlar" dedi içinden " evlerinin içinde mutluluk oyunu oynayarak birbirlerini kandıran bir sürü insan, hayatlarını kocaman yalanlar üzerine kurup doğru yaptığı bir kaç şeyi erdemmiş gibi gösteren bir sürü insan. Neden yaşadığını düşünmeden alışkanlıkları üzerine hareket eden, aynı saatte uyuyup aynı saatte uyanan, aynı yemekleri yiyen ve biteceğini bile bile ömrünü hep aynı şekilde sürdüren bir sürü insan. Birşeylere sahip olmanın geçici mutluluğunda kendilerini boğup aslında daha amansız mutsuzluklara kapı açıyorlar. Birbirlerini görmeyi, özlemeyi hatta sevmeyi alışkanlık olarak devam ettiriyorlar, üstelik bunun farkındalar. Mesela şu öndeki çift gibi " diyerek parmağıyla belli belirsiz onları işaret etti sanki yanında kimsenin görmediği birisine tarif eder gibi ve devam etti. " Sorsan birbirlerini seviyorlar tabiki, fakat yalnız kaldıklarına o sevgi yeterli mi ? Kesinlikle değil, çünkü birşeyi ne kadar sevdiğini ancak mutlak yoklukta anlarsın. Tekrar sahip olabileceğini sahip olduğun kadar seversin fakat yokluk mükemmel tutkuyu doğurur. Yokluk insana unutturmaz aksine daha fazla içine işletir fakat insan sahtekardır, aynı.." cümlesini bitirmeden yanında oturan genç kız " birşey mi söylediniz " diyince Aziz yüzündeki ukala gülümsemesiyle ona dönerek " aynı benim gibi " dedi ve inmek için şöföre seslendi.

Dolmuştan inip kalabalık sokağa attı kendisini, yavaş yavaş yürüyerek farkedilmemenin keyfini çıkarıyordu. Yanından geçen güzel kızlara bakışlar atarken bir yandan da internetten ismini aldığı mekanları bulmaya çalışıyordu. Fakat kalabalık yoğunlaştıkça Aziz daralmıştı " vay a.. k.. bu ne kalabalık, bırak farketmeyi hoplatsalar ben bu kalabalıkta yürümem " diyerek ara sokaklardan birine daldı. Zaten aradığı mekanları bulamayacağını daha isimleri alırken biliyordu, bu yüzden ilk gözüne kestirdiği yere girdi. Apartman girişine benzeyen kapıdan içeri doğru inen merdivenlerden geçip bara doğru yürüdü, içerde elektronik müzik çalması pek hoşuna gitmemişti. Barın önüne oturup mekanı süzdü fakat belli belirsiz yanıp sönen ışıklardan kimsenin yüzü net seçilmiyordu, kendi aklından mekanın puanını vermişti fakat bir şey içmeden çıkmak ayıp olur diye düşünüp bira söyledi, şişede diye ekledi sonuna. Şişeyi eline alıp detaylı bir inceleme yapmak için yerinden kalkarak yürümeye başladı, rahat koltukların üzerine oturan kendinden en az 10 yaş küçük insanlara bakarak sona kadar yürüdü. Bazıları Aziz' e aynı onun baktığı gibi küçümser bir şekilde bakıyor bazıları da hiç aldırmadan öpüşmeye devam ediyordu. Aziz birasını tam bitirmeden dışarı attı kendisini, biranın son yudumunu alıp sokaktaki çöp kutusuna bıraktı ve yeni bir mekan bakmaya koyuldu. Gece böyle başlayınca her yere tereddütle yaklaşıyordu ki en sonunda bir kaç orta yaşlı kadının girdiği bir yer görünce artık şansımı deneyeceğim diyerek oraya yöneldi. Kapıdaki görevli " beyefendi, sadece üst katta sigara içilebiliyor " diyince Aziz " beyefendi değil, Aziz " diyerek ağzındaki sigarayı yere atıp üstüne bastı ve içeri girdi. Kapıdan girdiğinde karşısına biri yukarıya biri aşağıya giden iki merdiven çıktı, kadınları takip ederek aşağı indi. İner inmez önce çalan müziklere dikkat kesildi, alternatif şarkılar hoşuna giderdi her zaman, sonra etrafa göz gezdirdi, diğer yerlere göre daha aydınlık, insanların ayakta müziğin ritmine göre sağa sola sallandığı, yaş ortalaması da kendisine - diğer mekanlara göre - daha yakın olan bir yere geldiğini görünce memnun oldu. Barda yine bir şişe bira alıp kendisinin de dikilebileceği bir yer aramak için dolaşmaya başladı. Birbirlerinin kulağına eğilip birşeyler söyledikten sonra kahkahalar atarak dans eden iki kadının arkasındaki masaya birasını koyup kendini müzikten çok kadınların ritmine bıraktı. Sigarasını yakıp bırakmak için bir küllük bakındı ama küllük göremeyince orada sigara içmenin yasak olduğu aklına geldi. Kadınların kahkahaları müziğin sesinin yüksekliği nedeniyle belli belirsiz duyuluyordu ama Aziz kadınların kahkahalarıyla neşelenmişti sanki ve çakır keyif olan esmerle tanışıp daha neşeli dakikalar geçirmek istiyordu. Kadın da boş durmuyor arkadaşının kulağına birşeyler fısıldarken Aziz' i baştan sona süzen davetkar bakışlar atıyordu. Aziz artık kadının yanına gitmek için kadının telefonunu elinden bırakmasını bekliyordu, kadın telefonu çantaya koyunca birasından son yudumu aldı ve masasına doğru hareketlendi, bir kaç adım mesafedeki masaya çok yaklaşmıştı ki başka bir erkek kadınlara el sallayıp masaya doğru yönelince, profesyonel bir çapkın gibi yönünü bara doğru çevirerek yeni bir bira daha almaya gitti. Dudaklarının arasından şanssızlığına söverken birayı getiren barmene nerede sigara içebileceğini sordu ve üst kat yanıtını alınca elinde birasıyla merdivenlere yürüdü. Merdivenin sarmal şeklindeki siyah ferforje korkuluklarını parmağıyla takip ederek yavaş yavaş yukarıya doğru çıkıyordu birasını kimseye çarpmamaya özen gösterirken. Korkuluklar o kadar soğuktu ki onları tutan eli birayı tutan elinden daha fazla üşüdü ama inatla tuttu, bir bilmeceyi bitirme inadıyla. Sarmalların sonu geldiğinde üst kattaydı fakat merdiven bir üst kata daha devam ediyordu. Etrafını kolaçan etti üst kata çıkmanın yasak olup olmadığını anlamak ister gibi, yasak olması önemli değildi sadece yasak diyip yolunu kesecek birisiyle uğraşmak istemiyordu. Etrafı üstün körü süzdükten sonra sarmalların bilmecesine kendini tekrar bırakarak kapalı bir kapının önüne kadar çıktı. Kapıyı itti ve temiz havaya ulaştı. Burası barın henüz ya da herhangi bir nedenle açılmamış terasıydı, sessiz ve havadar. Rahatladığını anlamamak için kör olmak gerekliydi çünkü bugün eğlenmek için değil sarhoş olmak için, unutmak için, uzaklaşmak için hatta belki şansı yaver giderse ölmek için çıkmıştı ama kesinlikle eğlenmek için değil.

Teras büyük sayılamayacak kadar küçük, küçük sayılamayacak kadar büyüktü. Etrafı neredeyse bel hizasına kadar duvarla çevrilmiş ve tek oturacak yer duvarın üstünde mermerler olarak görünüyordu. Etrafta bir iki sandalyesiz masa dışında hiçbirşey yoktu anlaşılan burayı depo olarak kullanıyorlardı, ışık bile diğer mekanların ve sokak lambalarının aydınlattığı kadardı. Sigarasını paketten çıkardı, onu ölüme biraz daha yaklaştırdığı için müteşekkir bakışlar arasında dudağına koydu ve yaktı. Derin bir nefes çekip sokağı seyredebileceği bir yere oturma niyetiyle terasın sonuna doğru yürürken terasta yalnız olmadığını farketti. Arkadan ve bu karanlıkta bu kadar uzaktan kim olduğunu hatta kız mı erkek mi olduğunu anlayamıyordu, yine de oraya doğru yürüdü. Yolun yarısında parfüm kokusundan kız olduğunu biraz daha yürüyünce hıçkırmasından duygusal bi anında olduğunu anladı. Kızın hıçkırık seslerine mermerin üzerine bıraktığı bira şişesinin sesi çarpınca, kız o tarafa döndü. Aziz kıza ne olduğunu anlayacakmış gibi gözlerini kısıp şüpheci ama güven veren yüz ifadesiyle bakarken göz göze geldiler. Kocaman fakat ağlamaktan kızarmış ve rimeli akmış, kuyu gibi derin, siyah gözlerine baktı, rujla daha dolgun görüntüsünü vermeye çalıştığı üst dudağı ve daha kalın ve daha çok titreyen alt dudağına baktı. Yüz hatları Aziz'den büyük olmadığını ama pekte küçük olmadığını anlatıyordu. Işık kızın yüzüne vurdukça akan rimel yüzünde bir çeşit gölge oyun gibi, bir şeyler anlatır gibi görünüyor, saçları ışık vurunca kızıl, ışık geçince gece siyahı oluyordu. Aziz rüzgarın etkisiyle buram buram gelen parfüm kokusunu sigarayla beraber içine çekerek " İntihar edecek birine göre fazla süslenmişsin " dedi. Kadın hıçkırığını içine atıp sert bir ses tonuyla " ne intiharı be, git başımdan ! " diyerek kafasını tekrar yola çevirdi. " O zaman ne işin var burda, yalnız başına. Git aşağıda, sokaklarda, evlerinden kendini kandıran insanlara karış. Bende seni görünce bilmecesini çözmüş birisi zannettim. Madem intihar etmeyeceksin çekil bare edecek olanlara engel olma. " diyerek mermerin en uç noktasına oturdu Aziz, dışarıda esen rüzgar ensesini boydan boya öperek geçerken ne kadar rahatladığını hissetti. Kadın birden " Ay ! Dur ne yapıyorsun, intihar edeceksen git diğer tarafta et, kan görmeye dayanamam ben. Hem ne bilmecesi be, bak deliysen ya da sarkıntılık etmek için bir yöntemse bu yanımda biber gazı taşıyorum haberin olsun ! ". Aziz gülümsedi ve  yukarıya, bulutlarla kaplı göğe bir yıldız arar gibi hatta daha çok yardım ister gibi bakarak " Deli değilim, çapkın olmayı da çok isterdim. Keşke bilmecemin ip uçlarının hepsi kadınların bedenlerinde olsaydı ama değil sanırım. Ne kadar aradığımı bilemezsin, çok uzun zaman uyuyamadım, bazen de senin gibi ağladım ama tabi ben bu kadar güzel ağlamadığım için bıraktım. İntihar etmeyi bile denedim ama çok becerikli sayılmam kendimi öldürme konusunda. " ağzının kuruduğunu hissetti ve birasından bi yudum alırken kadın araya girdi. " Hiçbir şey anlamadım, bilmece dediğin ne ki ? Hem biraz içeriye otur düşeceksin şimdi " .  " Bilmece bu dünyaya gelme nedenin " dedi Aziz " Felsefe de ya da başka bir dilde buna ne denir bilmiyorum, ama bu kadar boktan yaşamak için bi nedenimiz olmalı değilmi. Yoksa böyle saçma sapan, unutarak, umursamayarak yaşamanın ne anlamı var ! Birşeyler olmalı, yoksa aşağıdakiler gibi yaşamakla mezardakiler gibi ölü olmanın ne farkı var" birayı kadına uzattı. Kadın biradan bir yudum alırken onu izledi, ince uzun boynu eski olduğu belli olan bir kolyeyle bağlıydı sanki ince vücuduna, solgun teni uzun zamandır uyumadığını kanıtlıyordu. " Bilmiyorum " dedi kadın Aziz'e olan önyargısı biraz kırılmış gibiydi " bilmece mi her ne diyorsan işte onu bilmiyorum. Güçsüzüm, kararsızım, yalnızım.. ". "Herkes gibi " diyerek araya girdi Aziz kadının istediği gibi oturmaya çalışırken " aşağıdaki kalabalık çok mu mutlu zannediyorsun ? İnsan doğduğu gün ebedi yalnızlığa mahkum edilmiş olarak doğar, birlikte vakip geçirmek ve mutlu olmak yalanı sadece alışkanlıktır. Biriyle dans ederek, yürüyerek, sevişerek kaç dakika kendini beraber sayabilirsin ki, sonunda yine yalnız kalacaksın. Yani bu söylediklerinden kurtulman için önce yalnızlığı kabul etmen, sindirmen gerekir. Çünkü doğduğun an yalnız kalacağına dair görünmez bir sözleşmeye imza attın ". Kadın hıçkırıklarını daha fazla tutamayıp yeniden hafif hafif ağlamaya başlayınca Aziz " Ağlama, bak bu müzik, bu ışıklar ne kadar sahte ve sahtekar, onlara bırak kendini çünkü yalnızlık kadar yalan da güzeldir ". Aziz' in yüzü ışıkla kadının saçı gibi bir aydınlanıp bir sönerken kadın bir onun yüzüne bir dışardaki apartmanların, sokakların ışığına bakıyordu. " Aziz ben bu arada " diyerek elini uzattığında kadın biraz çekinerek elini uzatıp " Funda " diyince Aziz hafif bir gülümsemeyle " Benden korkma, benim konuşmak dışında hiçbir faydam ve zararım olmaz "...
 

4 yorum:

  1. ben bu yazıyı okucam ama göz gezdirdim çok uzunmuş sonra okucam bilginize

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet uzun oldu :) umarım kısa zamanda vakit bulup okursun

      Sil
  2. olmuş bu hem de nefis olmuş :) beni şaşırtmadın yine,azizin karısına üzüldüm ama

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim :)) onu aramızda tartışalım biz burdan tartışmayalım :P

      Sil