20 Kasım 2011 Pazar

Serüven

 Portishead - Roads by Ruzinho
*Sartre ''Bulantı''dan alıntıdır...


Dünkü düşüncelerimi incelemeye geldim.Pek yavan düşünmüşüm.Serüven varmış,yokmuş umurumda değil.Yalnız ve yalnız serüvenin var olup olamayacağını merak ediyorum.


Dünkü düşündüklerim şunlar:En sade bir olayın serüven olabilmesi için anlatılması yeter.İnsanları yanıltan da bu:Kişi her zaman öykü anlatan bir yaratıktır,öykülerle,başklarının öyküleriyle çevrilmiş olarak yaşar,tüm başına gelenleri öyküler biçiminde görür; ve hayatını ,bir öykü, hayat öyküsünü anlatıyormuş gibi yaşamak ister.


Ama ikisinden birini seçmek gerekir:Yaşamak ya da anlatmak.Örneğin Erna denen kızla Hamburg'da garip bir yaşantımız vardı.Ben ona güvenemezdim,o da benden korkardı.Ama ben kendimi yaşıyordum,düşünmüyordum bunu.Sonra bir akşam,San Pasili adlı küçük bir kahvede,ellerini yıkayacağını söyleyerek yanımdan ayrıldı.Yalnız kaldım.Gramofon ''Blue Sky'' adlı bir şarkıyı çalıyordu.Gemiden indiğimden beri neler olup bittiğini kendi kendime anlatmaya koyuldum.Ve şunları söylendim kendi kendime:Üçüncü akşam,Mavi Mağara adlı dansinge girerken yarı sarhoş uzun bir kadın ilişti gözüme.Şu an ''Blue Sky'' şarkısını dinlerken işte ben,o kadını bekliyorum.Birazdan gelip sağıma oturacak,kolunu boynuma dolayacak.O an,bir serüven yaşadığımı pek canlı bir biçimde duymuştum.Sonra Erna geldi,yanıma oturdu,kolunu boynuma doladı,ama neden olduğunu bilmeden,birden tiksinti duydum ona karşı.Bu duyguyu şimdi anlıyorum:Şöyle ki,yeniden yaşamaya başlamak gerekirdi,serüven izlenimi ortadan kalkmıştı.


Kişi yaşarken hiçbir şey gelmez başına.Çevredeki neseler,görüntüler değişir,insanlar gelir,insanlar gider,insanlar girer,insanlar çıkar,hepsi bu.Hiçbir zaman başlangıç yoktur.Ezgisiz,nedensiz günler günleri izler,bu bitmek tükenmek bilmeyen ,tekdüze ,yavan bir hesaptır.Zaman zaman şöyle kabaca bir hesap yapılır :Ve denir ki:İşte üç yıldan beri yabancı ülkelerdeyim,üç yıldır da Bouville'deyim.Bitişi olmayan bir şey bu:Bir kadın,bir dost,ya da bir kent bir kez de değişmez.Her şey birbirine benzer zaten:İki hafta sonra Şanghay' ı da,Moskova'sı da,Cezayi'i de birbirine benzer.Zaman zaman-ender anlarda-olup bitenleri bir düşünürsünüz,bir kadınla beraber olduğunuzu ,kirli bir öyküde yer aldığınızı görürsünüz.Göz açıp kapayıncaya dek süren bir zamandır bu.Sonra yine geçip başlar,saatler ve günler hesaplanmaya başlanır.Pazartesi,Salı,Çarşamba.Nisan,mayıs,haziran.1924,1925,1926.


Yaşamak işte böyledir:Ama öykü anlatmaya gelince,iş değişir;ne var ki kimse farkına varmaz bu değişikliğin:Gerçek öykülerden sözedilmesi bunun bir kanıtıdır işte.Gerçek öyküler varmış gibi sanki;olaylar bir yönde oluşur ama biz onları başka bir anlamda ,ters yönde anlatırız.Bir öyküyü anlatırken baştan başlamış görünürüz:''1922 yılının güzel bir akşamıydı.Marommes'de bir noterin yanında katiplik yapıyordum'' gibilerden.Aslına bakarsanız insanlar olayları sonundan anlatmaya başlar.Son,o birkaç sözcükte saklıdır,bu birkaç sözcüğe başlangıç niteliğini,başlangıç değerini,bu son kazandırmaktadır:''Geziniyordum,hiç farkına varmadan köyün dışına çıkmışım,nerden para bulmalı diye kara kara düşünüyordum,'' diye bir cümleyi ele alalım.Ne anlatıyor bu cümle?Kahramınımızın kafası bir şeye takılmıştır,üzgündür,serüven yaşamaktan uzaktır,böyle bir durumda çevresinde olup bitenler dikkatini bile çekmemektedir.Ama,son,bu cümlenin içinde saklıdır,her şeyi o değiştirmektedir.Olaydaki adam bizim için olayın kahramanı olmaya başlamıştır bile.Üzüntüsü ,para sıkıntısı bizim üzüntümüzden daha baskındır,bunlar bütünüyle gelecek tutkuların ışığıyla aydınlanmaktadır.Sonra öykü tersine gelişiyor:Anlar birbiri üstüne yığılmayı bırakıp öykünün ,bu anları kendine çeken sonucuna yapışıveriyorlar ve bu anlardan her biri ,sırası geldiğinde bir öncekini kendine çekip götürüyor:''Geceydi,yol ıssızdı.'' Bu cümle rasgele söylenmiş,fazladan bir cümle havasını vermektedir;ama biz böyle düşünmeyip cümleyi bir köşeye koyarız:Onun değerini bize sonradan verilecek bilgi ortaya koyacak.Kahramanımızın,bildirelere,belirtilere varıncaya dek gecenin bütün ayrıntılarını yaşadığı,hatta serüvenle ilgisi olmayan herşeye kayıtsız ve sağır,yalnızca belirtileri yaşadığı şeklinde bir duygu vardır içimizde.Geleceğin henüz orda olmadığını unutuyoruz;kahramınımız gece vakti,hiçbir şeyi iyiye ya da kötüye yormadan,gecenin karma karışık sunduğu güzelliklerle sarmaş dolaş geziniyor,bir seçim yapmıyor.

Hayatımdaki anıların birbiri ardınca gelmesini,hatırlanan bir yaşamın anıları gibi bir düzen içinde birbirini izlemesini istedim işte ben.Zamanı işte bunun için kuyruğundan yakalamaya çalıştım.

''Kimse görmüyor mu?

 Yolumuzu asla bulamadık.''
 

2 yorum:

  1. Bütün serüvenler dolambaçsız ve sadeyken; anlatılar karmaşık ve renkli.

    Zamanın kuyruğunda olmak.Birbirinin içinden girilen "oda"ların ayrı ayrı kapısı olduğunu sanmak.Sıkıştığımızda hep deriz ya; "hayat işte!"
    hayat, iştedir, meşguldür,serüvenler tezgahlar:Biz de anlatabilme peşinde.Bazan rüyada bile; rüyanızı anlattığınız oldu mu hiç?

    Bir türlü bitmişlik hissi vermeyen yazıları seviyorum; yarımlık hissi! Tıpkı bu yazı gibi.

    YanıtlaSil
  2. Bitmemişlik hissinden çok sonunu kendimiz tamamlayabildiğimiz şeyleri daha çok seviyoruz galiba.

    YanıtlaSil