Bloğu açtığımızdan beri film tanıtım yazıları yazmak istiyodum ama bu iş pek de bana göre değil.Sonuç olarak izlemek için yeni filmler arıyorsanız yazının devamı hoşunuza gidebilir:
15 Ocak 2013 Salı
Üst Yazılı Filmler-1
Benim filmlerim daha güzeldir,seninkiler güzel midir derken şöyle bir oyuna giriştik arkadaşımla.Oyunun kuralları basitti.5 'er film seçtik birbirimiz için ve oturup birlikte izledik.Film bitince de film hakkında tek kelime konuşmadan,hissettiklerimizi,düşüncelerimizi ve filme verdiğimiz puanı bir kağıda yazıp bir kutuya attık.En önemli kural da tüm filmler bitmeden kağıtları açıp okumamaktı.Filmlere verdiğimiz puanları bilmemek,daha adil puanlama yapmamız için önemliydi.Tüm filmler bitene kadar yorumları okuyamamak zor olsa da ,yorumları okurken ve filmler hakkında konuşurken epey eğlendik biz.
Bloğu açtığımızdan beri film tanıtım yazıları yazmak istiyodum ama bu iş pek de bana göre değil.Sonuç olarak izlemek için yeni filmler arıyorsanız yazının devamı hoşunuza gidebilir:
Bloğu açtığımızdan beri film tanıtım yazıları yazmak istiyodum ama bu iş pek de bana göre değil.Sonuç olarak izlemek için yeni filmler arıyorsanız yazının devamı hoşunuza gidebilir:
31 Aralık 2012 Pazartesi
18 Aralık 2012 Salı
El Altından Notlar
I
Evet.. Canımızın yandığı da görülmüştür, sevinçten duvar üstünde tek ayak yürüdüğümüzde. Çok yanlış zamanın çok yanlış mekanla aynı anda tenimize dokunduğu da olmuştur. Zamanı durdurmayı nefesimizi tutarak başarabileceğimizi kaç kere düşünmüşüzdür kim bilir. Lakin insan ancak kendi zamanını tutabilir, asıl mesele neyi tutmak istediğindir. Zamanı mı, zamanı durdurabileceğine inandığın elleri mi ? Aşığın zamanı geç işler demişti ama kim hatırlamıyorum, zaman sadece aşık olduğunda bileğinde değil de damarlarında gezer..
II
Tamam biliyorum sakinlik daha doğrusu bu kadar durgunluk bana pek yakışmıyor ama son zamanlarda durum bundan ibaret. Çünkü etrafta çok " son " lafı dolanıyor, haberleri açıyorum 21 aralık hikayesi, etrafıma bakıyorum insanların bir şeyleri beklemekten vazgeçmiş haller.. Aslına bakarsan dilimde tüy bitti şunu söyleye söyleye ama tekrar söyleyeceğim insan kendi kıyametini kendi koparır, bak cidden var o güç içinde. Sonunu sen getirirsin, istersen dört nala giden bir beygir gibi, istersen her saniyeyi parmağınla sayarak. Yaşadığın, yaşayacağın her şey senin elinde, el önemli, ele özen göstermeli..
III
Aslında merak ediyorum kaçınız kasetlerin üzerine pamuk tıkayıp teyplerle kendi sesinizi kaydetme keyfine erişebildiğinizi. Masum çocuk sesinizi bilmem kaç sene sonra hayatın getirdiği zorluklara ya da türlü dalkavukluklara maruz kalan sesinizle dinlediğinizde neler hissettiğinizi. Bu keyfe erişeniniz var ise aslında elinizde tuttuğunuzun çoktan kaybettiğiniz masumiyetinizin ispatı olduğunun farkına varmış olmalısınız. Zaman senden ne alır ya da ne verir aslında pek önemli değil, gidenin zaten geri geldiği görülmemiş. Biz sadece kaybettiklerini anlayabilen varlıklarız o kadar, çok şey istemeyelim kendimizden. Ve hepimiz aslına bakarsan birer teyp kasetiyiz, tek farkımız bizim kayıt işlemimiz bittiğinde pamuk tıkanır. İşte sırf bu yüzden bile elinizde öyle bir kaset, fotoğraf ne bileyim bir video kaydı varsa kıymetini bilin, insanın geçmişi avucunun içine sığacak kadardır. Avucun da anladığın kadar, elin her yere uzanır aslında yeterki elini uzatacağın yeri bil..
12 Aralık 2012 Çarşamba
İstasyon monoloğu
Bir tren kaç adam eder, ya da istasyonları sığınak yapsak mesela. Mesela bazen düşünüyorum da bütün yollar demirdendir ama bazılarına peygamberler iner. Sonuçta hepimiz birer ölümlü adayıyız. İşte sadece bu yüzden bile insana dokunmak istiyorsan boşluğundan değil olanından tutacaksın. Çünkü ne kadar yaşayacaksan hep bir şeyler bir türlü olmayacak. Trenler kaçacak, vapurlar kaçacak, zaman kaçacak illaki, elinde tuttuğun elin kıymetini bilmek elin hassasiyetiyle alakalı, kaçacak olanı durduramazsın. Ve neticede " her şey naylondan" ise hakikaten sigara içmek cidden tehlikelidir.
27 Kasım 2012 Salı
Yabancı
Geçenlerde karşıma nerden çıktığını henüz kestiremediğim yazılarıma rastladım,şöyle 5-6 yıl öncesinin.Tek kelimesini hatırlamıyodum ama ben yazmış gibi hissettim okuyunca.Öyle olmaz mı çoğu zaman.Geçmişte bıraktığınız bir yaşam,artık size ait değildir.
Sonra kitaplar okursunuz,kendiniz yazmış gibi hissedersiniz.Öyle 5-6 yıl öncesine ait de değil üstelik,belki yüzyıllar öncesine aittir.Ölümsüz olduğunuz aklınıza gelir.Ya da yüzyıllar önce doğmuşsunuzdur,yaşamışsınızdır,yazmışsınızdır,ölmüşsünüzdür,unutmuşsunuzdur ve yeniden doğmuşsunuzdur.Yıllar önce adınız Oğuz Atay’dır ve şunları yazmışsınızdır:
‘Üç çeşit meslek varmış;mühendislik,doktorluk bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks’tan bahsetsem kim bilir ne der?Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray’lik yaparım bir süre.Sonra beni Lord Henry’liğe terfi ettirirsiniz.Masrafı neyse veririm.Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum.Bu çocuk ilerde büyük adam olcak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil…’
Camus olmuşsunuzdur insanlar sizin hayatınızı tayin ettiğinde,sözünüz yoktur,yalnızca kendi kendinizi izliyormuş hissine kapılırsınız; 'yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu.'
Bir gün Kafka,Pavase ya da Pessoa olmuşsunuzdur.Hatta yazdıklarınızla karşılaşmadıkça kim olduğunuzu bile hatırlamışsınızdır ama yazılmıştır onlar,siz bulsanız da bulmasınız da.Kendinize söylemeye cesaret edemeyeceğiniz şeyleri yazmışsınızdır Svevo olup: 'Düşündüğümde,kendimden ve geleceğimden umut kesmek için babamın ölümünü beklemiş olmam bana öylesine garip geliyor ki,şaşıp duruyorum..
5 yıl önce ya da 500 yıl önce yazmanız bir şeyi değiştirmez.Yazdığınız her şey olduğunuz değil olamadıklarınızdır.Olamadığınız kişilerdir.Aslında siz aynı kişisinizdir hep,adınızın önemi yoktur.
Fırsat verilseydi ben,’ben’ olabilirdim.
31 Ekim 2012 Çarşamba
Fehimsiz Vol : 2
- Hikayenin ilk kısmı : Fehimsiz Vol : I -
Merdivenlerden ağır ağır çıkarken sessizliği bozan tek şey, hareket sensörlü apartman lambalarının her katta açılıp kapanırken çıkardığı tok ses, kafasının içinden geçen düşüncelerin dağılmasına yetmiyordu. Galibi belli olmayan bir savaştan az yara çok anı edinerek firar etmiş gibi neredeyse adımlarını kaldırmadan kapıya doğru yürüyordu. Eğer apartman lambaları ve kapı önündeki çöpü karıştıran kedilerin çıkardığı sesler olmasa kendi bile yürüyüp yürümediğine emin olamayacaktı. Kafası o kadar ağırlaşmıştı ki kendi evi olduğuna emin olmak için sadece kapının girişine bakabildi. Önünde durduğu kapının evine açılmasını çok istiyordu bu yüzden kötü ihtimallere karşı anahtarını ağır ağır taktı kilide. Alkollü olsa şu an çektiği işkenceyi hatırlamayacak hatta kim bilir kimin evinde olacaktı. Fakat bu gece perşembeydi, kanında sadece - hiç sevmediği - kendi kanı geziyordu ve evinde uyumak zorundaydı. Kilidin açılma sesiyle kafası biraz hafifledi çünkü en zor olanı bitmişti, evindeydi artık, şimdi sadece duşa girip ılık suda aklından geçen herşeyi yumuşatması gerekiyordu uyumak için. Duştan yine nemli saçlarıyla çıktı, çocukluk alışkanlığı. Yatak odasına doğru hiç ışık açmadan yürüdü, üstüne rastgele birşeyler geçirip yatağa uzandı. Eşinin yanına kendi yatağına, normalde olsa ya oturma odasındaki koltuğun üzerinde ya da başkasının evinde yatıyor olurdu ama bu gece diğer gecelerden -anlamsız bir şekilde - çok daha ağırdı. Bu ağırlığı sanki sadece kendi yatağının kendi tarafı kaldırabilirdi. Yatağa uzanıp ellerinden birini kafasının altına koydu, gözlerini tavana dikti, "nasıl olurda bu kadar yabancı gelebilir bir insana karısının yanı, kendi yatağı " diye düşündü. Düşündükçe yoruldu, yoruldukça aklındaki herşey birbirine karıştı, zaman yavaşladı, oda biraz daha karardı ve gözleri kapandı.
Merdivenlerden ağır ağır çıkarken sessizliği bozan tek şey, hareket sensörlü apartman lambalarının her katta açılıp kapanırken çıkardığı tok ses, kafasının içinden geçen düşüncelerin dağılmasına yetmiyordu. Galibi belli olmayan bir savaştan az yara çok anı edinerek firar etmiş gibi neredeyse adımlarını kaldırmadan kapıya doğru yürüyordu. Eğer apartman lambaları ve kapı önündeki çöpü karıştıran kedilerin çıkardığı sesler olmasa kendi bile yürüyüp yürümediğine emin olamayacaktı. Kafası o kadar ağırlaşmıştı ki kendi evi olduğuna emin olmak için sadece kapının girişine bakabildi. Önünde durduğu kapının evine açılmasını çok istiyordu bu yüzden kötü ihtimallere karşı anahtarını ağır ağır taktı kilide. Alkollü olsa şu an çektiği işkenceyi hatırlamayacak hatta kim bilir kimin evinde olacaktı. Fakat bu gece perşembeydi, kanında sadece - hiç sevmediği - kendi kanı geziyordu ve evinde uyumak zorundaydı. Kilidin açılma sesiyle kafası biraz hafifledi çünkü en zor olanı bitmişti, evindeydi artık, şimdi sadece duşa girip ılık suda aklından geçen herşeyi yumuşatması gerekiyordu uyumak için. Duştan yine nemli saçlarıyla çıktı, çocukluk alışkanlığı. Yatak odasına doğru hiç ışık açmadan yürüdü, üstüne rastgele birşeyler geçirip yatağa uzandı. Eşinin yanına kendi yatağına, normalde olsa ya oturma odasındaki koltuğun üzerinde ya da başkasının evinde yatıyor olurdu ama bu gece diğer gecelerden -anlamsız bir şekilde - çok daha ağırdı. Bu ağırlığı sanki sadece kendi yatağının kendi tarafı kaldırabilirdi. Yatağa uzanıp ellerinden birini kafasının altına koydu, gözlerini tavana dikti, "nasıl olurda bu kadar yabancı gelebilir bir insana karısının yanı, kendi yatağı " diye düşündü. Düşündükçe yoruldu, yoruldukça aklındaki herşey birbirine karıştı, zaman yavaşladı, oda biraz daha karardı ve gözleri kapandı.
11 Ekim 2012 Perşembe
Sevmek meselesi
Bir türlü içime sinmeyen zamanlardayım çocukluğumdan beri bu zamanlar hep bir durgunluk halidir sürer. Nasıl yazasım yok anlatamam ama söylemek istediklerim var, keşke burada olsanız da anlatsam yazmak yerine. Madem hepinizle aynı anda sohbet etme imkanım yok, baş ağrımı masanın üzerine bırakıp başlıyorum oradan buradan konuşmaya. Velhasıl çok tutarlı konuşmayabilirim çocukken en sevdiği oyunun saklambaç olup bir türlü cüssesi müsaade etmediği için saklanamayan birinden tutarlılık beklemezsiniz sanırım zaten. Ki hala severim saklambacı bu sefer de maçam yemez.
23 Eylül 2012 Pazar
Mütemadi Lakırdılar 6
Havanın birden nasıl bu kadar soğuduğuna anlam veremezsiniz, nasıl bu kadar sert estiğini rüzgarın birden. Yaktığınız sigaranın yarısını sizin, diğer yarısını esen rüzgarın içmesine sadece sigaranın ömrü kadar lanet edersiniz. Hatta biraz daha dikkatli dinlerseniz o rüzgarın çok uzaklardan sesleri kulağınıza dokundurarak devam ettiğini bile farkedebilirsiniz. Çünkü farklıdır yaşlı bir ağacın sesiyle yeni bir dalın sesi, sokak kedileri ya da çocukların ayak sesleri, dinlerseniz anlarsınız. Bunların hepsine eğer sigara içmek için kedisi bol bir sokakta, apartmanın önünde, bir sonbahar günü oturursanız şahit olursunuz.
11 Eylül 2012 Salı
No Pasaran !
* Baştan uyarayım içimi dökmek istedim ama pek becerebildiğimi düşünmüyorum o nedenle sıkılabilirsiniz
Her insanın kendine ait sessizlikleri vardır, kötü günler için sakladığı. Olur da cevap veremeyeceği bir soruya denk gelme korkusuyla ya da hüznün kol gezdiği diyarlarda çıt çıkarmama dikkatiyle. Gecenin bir yarısı kendini sokağa atmana sebep olacak sessizlikleri vardır insanın, ne yapacağını yine sessizce düşünmesini sağlayan. Kaç şehirde sokak lambaları aynı zamanda sığınak olarak kullanılır bilmiyorum ama benim şehrimde her sokak lambasının altında bir sessizlik ve muhtemelen aynı dudaktan çıkma birkaç izmarit gömülüdür. Ki insan başı olan herşeyin illaki nihayete ulaşmayacağını büyüdükçe anlıyor, işte o zaman " olsun " demek bi hayli ağır geliyor.
Her insanın kendine ait sessizlikleri vardır, kötü günler için sakladığı. Olur da cevap veremeyeceği bir soruya denk gelme korkusuyla ya da hüznün kol gezdiği diyarlarda çıt çıkarmama dikkatiyle. Gecenin bir yarısı kendini sokağa atmana sebep olacak sessizlikleri vardır insanın, ne yapacağını yine sessizce düşünmesini sağlayan. Kaç şehirde sokak lambaları aynı zamanda sığınak olarak kullanılır bilmiyorum ama benim şehrimde her sokak lambasının altında bir sessizlik ve muhtemelen aynı dudaktan çıkma birkaç izmarit gömülüdür. Ki insan başı olan herşeyin illaki nihayete ulaşmayacağını büyüdükçe anlıyor, işte o zaman " olsun " demek bi hayli ağır geliyor.
23 Ağustos 2012 Perşembe
Bisiklet Mafyası
Ramazan ve bayramı günleri tersten yaşayarak geçiren bu şahıstan hepinize selamlar blog ahalisi, günleri tersten yaşayınca insan yazı yazacak enerji de kalmıyor haliyle. Bu nedenden dolayıdır ki blogumuz bu ara sessizdi bundan sonra eski haline döner diye umuyorum. - Konuya bir türlü giremeyen yazar işkencesi yaşıyorum şu anda - . Hazır lafı geçmişken okuyucu, blog olarak geçmiş bayramını kutluyor, geçmiş bayramlarından öpüyoruz. Çünkü nerde o eski bayramlar azizim ! Bu sene hiçbir velet kapıyı vurmadı mesela, elimde şekerle ne kadar da heyecanlı bekliyordum oysa. Çocuklar gelecek, kapıyı vuracak hepsine şeker dağıtıp içlerinden en asosyal olana diğerlerinden fazla verirdim her sene ama bu sene ne gelen var ne giden !
13 Temmuz 2012 Cuma
Acemi faninin edebi anları
temmuzu üstüme almış düşünüyorum,
yağmur kopsa sağır kalabilir aklım,
düşünüyorum güneş düşecek elbet
gölgeler masala karışacak
sıyrılarak sokaklardan,
uyuyacak koca adamlar, biz daha da güzelleşeceğiz,
bahçeler çocuklara, çatılar martılara
rüzgar ağaçlara kalacak,
düşünüyorum gözlerim aktı akacak..
vazgeçmemişken daha
göğe bakardık, ayın aydınlık yüzü kadar
parlak yüzün,
bulutlardan Zülkarneyn inerdi,
bir ortancanın metabolizmasında
seni seviyorum diyebilmeyi düşlemiştik
ve vagon dolusu güvercinler,
ki bilirdik ayaklarımızın altına
yanlış gömülmüş bir hüzün,
buza kesince nefesimiz eve dönmek için gereken
deha..
düşünüyorum, kaldırımlar boyunca
herkes kemiklerimden ladese yelteniyor,
yolu hayvanat bahçesine düşen
kedi gibi düşünüyorum Rabbim
faniyim ve bu bana ağır geliyor...
yağmur kopsa sağır kalabilir aklım,
düşünüyorum güneş düşecek elbet
gölgeler masala karışacak
sıyrılarak sokaklardan,
uyuyacak koca adamlar, biz daha da güzelleşeceğiz,
bahçeler çocuklara, çatılar martılara
rüzgar ağaçlara kalacak,
düşünüyorum gözlerim aktı akacak..
vazgeçmemişken daha
göğe bakardık, ayın aydınlık yüzü kadar
parlak yüzün,
bulutlardan Zülkarneyn inerdi,
bir ortancanın metabolizmasında
seni seviyorum diyebilmeyi düşlemiştik
ve vagon dolusu güvercinler,
ki bilirdik ayaklarımızın altına
yanlış gömülmüş bir hüzün,
buza kesince nefesimiz eve dönmek için gereken
deha..
düşünüyorum, kaldırımlar boyunca
herkes kemiklerimden ladese yelteniyor,
yolu hayvanat bahçesine düşen
kedi gibi düşünüyorum Rabbim
faniyim ve bu bana ağır geliyor...
5 Temmuz 2012 Perşembe
Son
...Herşeyin bir sonu olduğu duygusuna insan en çok o sona yaklaştığında teslim oluyor ve o duygu bedenine öyle bir sarılıyor ki debelenmenin nafile olduğuna hiç debelenmeyi denemeden ikna oluyor insan. Yaptığın hataların kusursuz pişmanlığı, yaşadıklarının ihtişamlı yorgunluğu ve dudak kenarından dökülen bir sürü yalan işte tam o an sözleşmiş gibi kaburgalarınla midenin arasındaki kurtarılmış bölgeye oturuyor. Yani şimdiki gibi, bu katlarının sayısını bilmediğim hastanenin insan gözüyle görünmeyen karanlığında, ameliyat gömleğiyle uzandığım yatağında sonu saç diplerimde, kasıklarımda, omur iliğimde hissediyordum. Balkon kapısının açık kaldığını perdenin havayla dolup boşalmasından farkettim. Bembeyaz perde dalgalandıkça dışardaki ışıklar yatağıma vuruyor fakat perde bütün ışıkları kendi beyazlığında eritip odayı daha fazla karanlığa gömüyordu. Yatağımdan doğrulup açık kapıya yürürken rüzgar parmaklarımın arasında dans ederek, bileklerime dolanarak boynuma kadar çıktı. Kaçınılmaz bir son gibi bütün vücudumun karşı çıkmasına rağmen balkondayım artık. Gözlerim kocaman gökdelenlerin ışıklarına asılmış, çok yüksek bir katın balkonunda mükemmel sessizliği dinliyorumdum.
29 Haziran 2012 Cuma
Waffles or Pancakes
Bu sabah uyandığınızda kaçınız güzel bir şarkıyla gözünü açma şansına eriştiniz bilmiyorum ama emin olun çok keyifli. Şu lanet sıcağa karşı serinleten şarkılar da var - hepiniz biliyorsunuz zaten bu şarkıyı, yazının sonuna koyacağım - Aman sıcaklar aldı başını yürüyor, beynim buharlaşa buharlaşa leblebi kadar kaldı, gölgede 1500 derece, aman Yarabbii ! tatavası bi kenara, serinleten şarkılar olduğu kadar bu sıcakta iyice bunaltan insanlar da var. Hani bilirsiniz kızgın çöllerden serin sulara atlar gibi atlayıp kafa göz dalasınız gelir de medeniyet denen illetten çekinirsin babandan çekinir gibi ! Bu nev-i şahsına münhasır arkadaşların ortak özelliği konuşmalarıdır, sürekli konuşurlar herşeyden, bıkmadan usanmadan, Ronaldo'nun şutundan tutun kornişlerin nasıl takılacağına kadar. Tipik tepkidir işte onlar konuştukça sen uzaklaşırsın, giderek olduğun masadan astral seyahat yoluyla ruhunu tatile gönderir, bedenini otomatik pilota alıp sürekli kafa sallamasını sağlarsın. Hadi gevezeliği bir karakter özelliği sayalım da özentiliği ne yapacağız.
24 Haziran 2012 Pazar
saçlarını toplama çünkü
Bir gece kadar uzaksın
ve biz birbirimize ayılıyoruz
çocuklar bonibon şekerleriyle muhattab,
güneşe düşeş geliyor hep tokatlarımız
yakıyor avuçlarımızı,
camdan sarkan kuşlar mor
kediler rengarenk
ve bulutlar,
birbirimize kanmamalıyız !
boylu boyunca uzanıyorsun uykuya
iliklerimden geçerek
iliklerinden çıkıyor düğmelerin,
sinegoglar patlıyor içimde
din ve devlet işleri karışıyor,
artık kimse laik değil,
hatta birazdan polisler gelir
seni sevdiğim için tutuklanabilirim
ki bu hiç adil sayılmaz
seni kim görse sevebilir..
hem kanıtlamaz mı bizi
kaburgalarmızdan yaptığımız surlarımız,
ama şimdi sen uyu
Rabbim kızmasın,
ben omuriliklerimden papatya falı bakacağım
hem sen hala bir gece kadar uzaksın...
ve biz birbirimize ayılıyoruz
çocuklar bonibon şekerleriyle muhattab,
güneşe düşeş geliyor hep tokatlarımız
yakıyor avuçlarımızı,
camdan sarkan kuşlar mor
kediler rengarenk
ve bulutlar,
birbirimize kanmamalıyız !
boylu boyunca uzanıyorsun uykuya
iliklerimden geçerek
iliklerinden çıkıyor düğmelerin,
sinegoglar patlıyor içimde
din ve devlet işleri karışıyor,
artık kimse laik değil,
hatta birazdan polisler gelir
seni sevdiğim için tutuklanabilirim
ki bu hiç adil sayılmaz
seni kim görse sevebilir..
hem kanıtlamaz mı bizi
kaburgalarmızdan yaptığımız surlarımız,
ama şimdi sen uyu
Rabbim kızmasın,
ben omuriliklerimden papatya falı bakacağım
hem sen hala bir gece kadar uzaksın...
7 Haziran 2012 Perşembe
Süheyla'ya Mektup
Kimse inandıramaz bana dünyanın sürekli aynı hızda döndüğünü bazılarımız bu kadar çabuk, bazılarımız bu kadar yavaş büyürken. Salıncaklar hiç değişmeyip lunaparklar eskisi gibi kalmazken, kötü haberler hızla yayılıp iyi haberler hala telgraf yolunu denemeye çalışırken. Hatta bazen hiç dönmüyordur, nasıl olsa anlamıyoruz diye dinleniyordur mesela. Süheyla ne bileyim belki melankolim azdı, haplarımı kedilere dağıttım darlanıp. Belki de sadece karnım acıktı, hatırlatayım açken huysuz olurum.
26 Mayıs 2012 Cumartesi
eau de iett
Şiddetle kalktı koltuktan " Yalan söylüyorsun ! " Daha ne dediğini idrak edemeden çantasını kapıp fırladı, " dur ne yalanı, ne diyorsun sen ? " . " Yalan söylüyorsun işte " sesindeki şiddet giderek azalırken çaresizlik yükseliyordu. " Daha birşey söylemedim ki yalan olsun, gerçekten anlamıyorum neden böyle yaptığını "
18 Mayıs 2012 Cuma
Anlam kaygısı
Çok yorulduğum bir dönemi de atlatmış bulunmaktayım an itibariyle, o kadar yorgun bir dönemdi ki bazen takvimin bile sayıları kaldırmakta zorlandığını düşündüm ama geçti nihayet. Huzuru evinde bulanlardanım ben de, evin uzağında olduğum zaman biraz tuhaf hissediyorum açıkcası, bu asosyallik mi bilmiyorum zaten o tarz falan filanlara çok takılmam paşa gönlümün emirlerine tabiiyim daima.Tek sorun şu anda evin etrafında yapılmakta olan iki inşaat, o gürültü nasıl bir gürültüdür, gökten hazır ev düşse bu kadar ses çıkarmaz. Eğer seninde evinin etrafında iki inşaat ve pencere ve perdeleri kapalı bir ev arsa o benim komşu, merhaba.
3 Mayıs 2012 Perşembe
Sondan Bir Sonraki An
Şöyle ki uyku tutmayan bir gecenin henüz aydınlanmamış sabahında kendinizi hiç tanımadığınız birinin yanında bulduğunuzu düşünün.Yolda.Hiç tanımadığınız biriyle böylesine uzun bir yolculuğa çıkmak oradan bakıldığında delilik gibi gelebilir.Gerçekten tanımıyorsunuz,konuşmamışsınız bile.Oysa ki tanımak dediğimiz şey, günün güvenli bir saatinde ve olağan bir şekilde gerçekleşiyorsa bu delilik bile değil.Ne de olsa tanıdığımız insanlar bizi hayal kırıklığına uğratmazlar ?
Buna benzer bir sabahta nereye yürüdüğümüzü bilmeden sadece yürüyorduk.Toprak taşlı yollar henüz insanların buralara pek ulaşmadığının göstergesiydi ve bu , gezegenin yalnızca bize ait olduğu hissini veriyordu.Sağımız yamaç,solumuz uçurumun ardından yükselen kocaman bir dağ ve zar zor görebildiğimiz güneş.Konuşulmadan yürünen bir kaç saniyede düşüncelerimizi bile duyuyoruz bu sessizlikte kurbağa sesleri bölmedikçe.Bağırışlarımızı ise pek duyan olduğunu sanmıyoruz.Savrulan bir şişenin içinde olsak ya da üzerimize bir roket gelse nasıl rol yapılır,yapamıyoruz.Bizden oyuncu olmaz sanki.
Badem ağacının çağlası çok lezzetliymiş ama siz siz olun çekirdeğini yemeyin.Eşek arılarından hala ölesiye korkuyorum.Cedric 13 değil 8 yaşındaymış.Uykusuz olunca yüz kaslarını kontrol etmek epey zormuş zira sol yanak yukarda asılı bile kalıyormuş ve el yardımıyla ancak düzeltilebiliyormuş.Bunların hepsini bir kenara bırakırsak,insanlar birbirini en iyi yolculuklarda tanıyormuş.Kendini,en iyi bir yolculuk sırasında hatırlıyomuş.Ve hala merak ediyoruz o yol nereye gider sondan bir sonraki anda.
Buna benzer bir sabahta nereye yürüdüğümüzü bilmeden sadece yürüyorduk.Toprak taşlı yollar henüz insanların buralara pek ulaşmadığının göstergesiydi ve bu , gezegenin yalnızca bize ait olduğu hissini veriyordu.Sağımız yamaç,solumuz uçurumun ardından yükselen kocaman bir dağ ve zar zor görebildiğimiz güneş.Konuşulmadan yürünen bir kaç saniyede düşüncelerimizi bile duyuyoruz bu sessizlikte kurbağa sesleri bölmedikçe.Bağırışlarımızı ise pek duyan olduğunu sanmıyoruz.Savrulan bir şişenin içinde olsak ya da üzerimize bir roket gelse nasıl rol yapılır,yapamıyoruz.Bizden oyuncu olmaz sanki.
Badem ağacının çağlası çok lezzetliymiş ama siz siz olun çekirdeğini yemeyin.Eşek arılarından hala ölesiye korkuyorum.Cedric 13 değil 8 yaşındaymış.Uykusuz olunca yüz kaslarını kontrol etmek epey zormuş zira sol yanak yukarda asılı bile kalıyormuş ve el yardımıyla ancak düzeltilebiliyormuş.Bunların hepsini bir kenara bırakırsak,insanlar birbirini en iyi yolculuklarda tanıyormuş.Kendini,en iyi bir yolculuk sırasında hatırlıyomuş.Ve hala merak ediyoruz o yol nereye gider sondan bir sonraki anda.
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Bu ara nasılım
24 saatin yetmediği günlerdeyim, bir de nasıl yorgunum anlatamam. Günün bütün saatlerine sahipken çok dolu yaşıyormuşum gibi bir de kendime hiç zaman ayıramıyorum ağlaklığı yapıyorum herkese. Oysa ben hiçbir şey yapmadan saatlerce oturabilirim, sabit bir yere bakıp sadece sigara içerek zaman geçirebilirim. Bazen sakal bırakıp bazen kesebilirim, hatta bazen kızların beni beğendiğini bile düşünebilirim. İnsanım neticesinde kanımda ahmaklık ve küstahlık dolaşıyor, en özgürümüz prangaları en çok çürüyen oluyor. Hayat saçma bir düzenek halinde devam ediyor ya işte o bana koyuyor cidden, yani tuhaf gelmiyor mu size bugün ninnilerle karşılanan bir bebek birkaç 10 sene sonra ağıtlarla toprağa gömülecek. Ölümlü olmak çok tuhaf ama güzel yanları da yok değil, en azından her insan kısıtlı zaman sahibi olduğu için kötülük yapma süresi de kısıtlı oluyor. Bir de insan olmanın giderek zorlaştığı bir devirde yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Ne bileyim kedi olsak mesela hepimiz, mahallenin kasaplarıyla iyi geçinsek yeterdi ya da kuş olsak takla atabildiğimiz sürece illaki bize bakacak birilerini bulabilirdik. İnsan olunca biraz tuhaflaşıyor amuda kalksan bile kimsenin umrunda olmuyor. Sonuç olarak çok yorgunum okuyucu, Allah seni inandırsın kendime hiç zaman ayıramıyorum.
Selametle..
Selametle..
22 Nisan 2012 Pazar
Baştan Alıyoruz
''Hayat; kendi kendine söylediğin yalanlarla oyalanma sanatıdır.'' demişti tek kişilik tiyatro oyunundaki kahramanımız geçtiğimiz günlerde.Bu cümle bir kenara dursun,son zamanlarda abartılı bir tabirle günümün yarısı uyuyarak,diğer yarısı ise artık değişmem gerektiği konusunda kendimle verdiğim savaş ile geçiyor. İşte bu savaş anında kendime çullanıyor ve bir akrep gibi kendi kendimi sokuyorum ya da kendimi öldürür gibi yapıyorum.Boğazıma sarılıp düşmanımla yatağımın üstünde boğuştuktan sonra sırtüstü boşluğa düşmemizle düşman pes ediyor ve kendimle bir antlaşma imzalayıp yeni kararlar alıyorum.Planlar,kararlar,olaylar...
-Şunu yapcam,buraya gidicem, onu sevicem.
-Bunu öğrencem,oradan gelicem,şunu yazcam.
Ama öncesinde telefonumun alarmını kurup erkenden uyanmalıyım.Değişimin başlangıç noktasını belirledikten sonra uyku haline geçiş hiç de zor olmuyor benim için.Sonrasında sabahın ilk ışıklarında alarm sesi parçalıyor beynimi ve ben olanca hızımla alarmı kapatmaya yeltenirken aklıma tek bir soru geliyor:Neden?
Herhangi bir gecede yaklaşık yarım saat boyunca aldığım kararları yıkmam 5 saniye sürerken tek bir soru: Neden?
O anda kahkaha sesleri kuş cıvıltılarını bastırıyor ve Dostoyevski her zamanki küstahlığıyla şu sözleri fısıldıyor kulağıma:''Durumunuzun umarsızlığını, başka bir adam olamayacağınızı, değişmek için zamanınız, inancınız bulunsa bile değişmeyi kendiniz de istemeyeceğinizi anlamanın tadına doyum olur mu?
Bildiğiniz sahneler üzerine işaret parmağımı Dostoyevski'nin dudaklarına götürüp -Taaaamam sus şıp şıp şıp diyip uykuma kaldığım yerden devam ediyorum.
Şimdi baştan alıyoruz;
-Şunu çizcem,bunu dinlicem,onu tan..
-Şunu yapcam,buraya gidicem, onu sevicem.
-Bunu öğrencem,oradan gelicem,şunu yazcam.
Ama öncesinde telefonumun alarmını kurup erkenden uyanmalıyım.Değişimin başlangıç noktasını belirledikten sonra uyku haline geçiş hiç de zor olmuyor benim için.Sonrasında sabahın ilk ışıklarında alarm sesi parçalıyor beynimi ve ben olanca hızımla alarmı kapatmaya yeltenirken aklıma tek bir soru geliyor:Neden?
Herhangi bir gecede yaklaşık yarım saat boyunca aldığım kararları yıkmam 5 saniye sürerken tek bir soru: Neden?
O anda kahkaha sesleri kuş cıvıltılarını bastırıyor ve Dostoyevski her zamanki küstahlığıyla şu sözleri fısıldıyor kulağıma:''Durumunuzun umarsızlığını, başka bir adam olamayacağınızı, değişmek için zamanınız, inancınız bulunsa bile değişmeyi kendiniz de istemeyeceğinizi anlamanın tadına doyum olur mu?
Bildiğiniz sahneler üzerine işaret parmağımı Dostoyevski'nin dudaklarına götürüp -Taaaamam sus şıp şıp şıp diyip uykuma kaldığım yerden devam ediyorum.
Şimdi baştan alıyoruz;
-Şunu çizcem,bunu dinlicem,onu tan..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
