12 Aralık 2012 Çarşamba

İstasyon monoloğu


        Bir tren kaç adam eder, ya da istasyonları sığınak yapsak mesela. Mesela bazen düşünüyorum da bütün yollar demirdendir ama bazılarına peygamberler iner. Sonuçta hepimiz birer ölümlü adayıyız. İşte sadece bu yüzden bile insana dokunmak istiyorsan boşluğundan değil olanından tutacaksın. Çünkü ne kadar yaşayacaksan hep bir şeyler bir türlü olmayacak. Trenler kaçacak, vapurlar kaçacak, zaman kaçacak illaki, elinde tuttuğun elin kıymetini bilmek elin hassasiyetiyle alakalı, kaçacak olanı durduramazsın. Ve neticede " her şey naylondan" ise hakikaten sigara içmek cidden tehlikelidir.



" Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar " demiş ya Edip Cansever, cidden bir mendil neden kanar ? Bir tren insanın ciğerinin üstünden, bir vapur hayallerinin iskelesinden nasıl geçer ? İnsanın yaraları nasıl açılır sonra o yaraların sebepleri geçer de yaralar bir türlü geçmez ? Hem o yaralar nasıl yol göstericidir ama sana değil, ruhuna temas etmeye uğraşana. Ama bir mendil kanar işte, çünkü mendil yarayı kapatmaya yetmez, çünkü yalnızlığın adı hiçbir saatte yoktur. Yalnızlık göründü mü ufukta - ki görünce tanıyabilecek olanlar için söylüyorum - odanın içinde patlayan lodosun, içinden daha kızıla dönen bulutların ve kimin için söylediğini bilmediğin şarkıların hesabını soracak kimseyi bulamazsın. Zaten geceden sabaha kaç kez uykumun bölündüğünü bilsen, uyumayayım diye benimle oturursun sabaha kadar.

Hem diyelim ki burası bilmem neresi tren istasyonu, elimde jetonla yapacağım şey belli. Ve herkesin yapacağı şey belli, istasyonda olsun olmasın, elinde neyi var ise onunla. Seninde yapacağım şey belli, durma desem beni dinlemezsin ama durma, çünkü dedim ya hepimiz birer ölümlü adayıyız, çünkü her şey naylondan cidden, çünkü bir mendil kanar işte. Bazen diyorum ki zaman dursa ama trenler durmasa, hepsi ya bi sevgiliye ya da pazar yerine çıksa, yine de "çocuğum beni bağışla,  Ahmet Abi sen de bağışla"... 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder