11 Şubat 2013 Pazartesi

Mütemadi Lakırdılar 7


     İki elini de masaya vurup bira bardağını devirmeden önce, haftalardır randevu koparmaya çalıştığım kızı sonunda bir şeyler içmeye ikna etmiş, kızı güldürmek için aklıma gelen türlü saçmalıkları anlatıyor, aklında iyi vakit geçirdiğine dair izler bırakmaya çalışıyordum. " Demek buradasın " diye bağırdı ,bardak devrilmesine rağmen yarattığı şok dalgası masadan kimsenin kalkmasına izin vermiyordu. " Beni beğenmiyorsun ama bu kevaşeyi  hayatına sokacaksın öyle mi ? Peki neden, benden daha mı güzel, çok mu zeki , çok mu iyi sevişiyor, daha mı kıvrımlı bir kalçaya sahip ? Neden ! ". Gözlerinden saçılan karanlık yüzünden kimse birbirini göremiyordu, kör olmuş bir şekilde " ama ben .. " diyebildim.


     Cümlemi bitirmeden keskin diliyle sözümü kesti " ama sen hiç bana ümit vermedin değil mi. Göt ! Bunu o etrafa masum ayaklarında dolaşan yavşak bakışlarınla bana bakmadan önce düşünecektin. Benimle konuşurken attığın o yalancı gülüşlerini bonkörce dağıtmadan önce. O zaman neden her muhabbette karşıma oturdun ? Neden doğum günümde bana mesaj attın üstelik gece yarısı ? Lan ben seni düşünmekten kaç gece uyuyamadım biliyor musun ? Okula şiş gözlerle gittim, sınavlarımı geçemedim, ağladım. Sırf sen beğeniyorsun diye, seni her gördüğümde tuvalete koşup saçlarımı açtım. Arkadaşlar arasında kendini aptal gibi hissetme diye bilmediğin şeyleri bende bilmiyormuşum gibi davrandım. Kendini iyi hisset diye bildiğim şeyleri anlatırken bile hayranlıkla dinledim. Ulan sigara içmediğim halde çakmak taşıdım çantamda sana lazım olur diye !". "Ama hepsi ben..." dedim tekrar ama yine sözümü kesti. " Ama hepsi senin bana değer verdiğin için değil mi ? Al şimdi o değeri de bu orospuyu da götüne sok ! Yavşak ! " diyerek masadaki bardağı aldığı gibi kızın üstüne boca etti.

     Masadaki şok dalgası giderek bütün dünyayı sarıyordu. Üstelik karşımdaki kız artık hem şaşkın hem ıslaktı. Birkaç saniye durumu algılamaya çalıştıktan sonra " Hassiktir " diyerek masadan peçeteyi kaptığım gibi kızın üstünü temizlemek için hamle yaptım. Kız yarı ağlamaklı keskin bir sinirle elimi itip " dokunma bana ! " diye bağırarak masadan kalktı. Peşinden, hiç dilemediğim kadar özür dileyerek fırlasam da ancak arabaya binerken görebildim. Evet, gece hiç hesapta olmayan,  mükemmel bir final ile son bulmuştu, huzur içinde ölmek için yapacak son bir şey kalmıştı, içeriye girip hesabı ödemek.  Kapıyı hayatımda açtığım en ağır kapı gibi zorla iterek içeriye döndüğümde az önceki hırçın, keskin, karanlık halinden eser kalmamış, en dip masada oturan kızı gördüm. Gecem piç olduğuna ve yapacak daha iyi bir işim, hatta hiçbir şeyim olmadığına göre hesabı ödemekten vazgeçip masasına gittim. Sandalyeyi çekip yanına otururken az önce sebep olduklarından ne kadar keyif aldığını gösteren gülümsemesine baktım ve bir sigara yaktım. Sigarayı küllüğe bırakır bırakmaz aldı, ruju silikleşmiş dudaklarının arasına koydu, derin bir nefes çekip burnundan verirken " ben vazgeçtim, seninle ilgilenmiyorum " dedi.

" Nasıl yani ? Kızın yüzüne bardağı boca edeli 5 dakika olmadı. Gecemin içine sıçıp 5 dakika içinde vazmı geçtin ? "

" Hayır. Ben çoktan vazgeçmiştim. " Eliyle içecek bir şeyler istediğini işaret etti.

" Çoktan ? Ben bir şey içmeyeceğim. Bana düzgün bir cevap vereceksin ve gideceğim."
  
" İçeceksin. " derken içkiler geldi. Daha bir kaç dakika önce parçalayacakmış gibi masaya vuran elleri şimdi zarif bir şekilde kavrıyordu bardağı. " Sana nasıl seni tatmin edebilecek bir cevap verebilirim ki, söyleyebileceğim tek şey aradığım adamın sen olmadığı, bu açık ve net."

" Az önce mükemmel giden bir randevuyu berbat edip şimdi aradığın adam olmadığımı mı söylüyorsun ! Bu ne demek şimdi ! "

 " Aradığım adam değilsin demek, aradığım adam değilsin demek işte. Ben dünyayı kurtarabilecek bir adam arıyorum, gerektiğinde süper kahraman, gerektiğinde evinin erkeği. Ağladığımda sümüklerimden iğrenmeyecek, kustuğumda temizlemekten çekinmeyecek, kalbim dahil evde bozulan herşeyi tamir edebilecek birini. Ve senin bana verebileceğin tek şey sevişmek. Ayrıca mükemmel bir randevu mu ? Hah, kızcağız sıkıntıdan kusacaktı neredeyse."

" O zaman ned.. " Cümlemi bitirmeden parayı masaya bırakıp masadan kalktım, hiçbir sorunun cevabı yoktu onda. Yaptıklarının birazını alkol almasına, geri kalanını şanssızlığıma vererek, kendime ve bahtıma daha rahat küfür edebileceğim sessiz ve dar bir sokağa girip dolmuş duraklarına doğru yürümeye başladım. 

Tam en hararetli küfürleri ettiğim sırada arkamdan " hey dursana ! " diye bağıran sesle anladım ki bu gece huzur içinde ölmek yoktu. Arkamı dönüp " beni mi takip ediyorsun " diye sordum. 

" Seni mi takip ediyorum ? Hah, o dolmuşlar bir tek senin evinin önünden mi geçiyor ? Hem ayrıca sen nasıl bir herifsin ?! Sarhoş bir kızı masada bırakıp gidiyorsun üstelik masaya para bırakarak, konsomatris miyim ben lan ! " 

" Of tamam bağırma ". Sokaktaki dairelerin ışıkları tek tek yanarken birisi polisi çağırmadan bu durumdan kurtulmalıyım diye düşünerek. " Ne istiyorsun benden ? Senden nasıl kurtulabilirim ? "

" Eve götür beni, bu halde kendim bulamam ve biraz kibar ol lütfen."

 " Bulursun, halinde bir şey yok. Sarhoş falan değilsin, gayet normalsin."

" Ya beni eve bırakırsın ya da avazım çıktığı kadar bağırarak bana orospu muamelesi yapıp gittiğini anlatırım. Bütün garsonlar şahit masaya para bırakıp gittiğine, biraz arkandan konuştukta garson arkadaşlarla."

" Peki tamam bağırma, gidelim. "

     Dolmuşta hiç konuşmadık, sadece benimle aynı yerde ineceğini söyledi. Son durakta ikimizde indik, gecenin bittiğini yüzüme vuran soğuk rüzgarla anladım. 

" Evet " dedim " tam olarak nereye nereye gideceksin.

" Sana."

" Bana ? Ama bu kadar yeter ! Bokunu çıkardın artık. Ben evime gidip siktiriboktan yatağımda uyumak istiyorum ! Beni rahat bırakır mısın ?!"

" Bırakırdım ama evim dolmuşa bindiğimiz yere yürüyerek 5 dakika, neredeyse sabah olacak bu saatte bir daha ki dolmuş 1 saat sonra olduğuna göre sokakta kalacak halim yok. "

" Hay sokacam böyle işe, iyi gel. "

     Artık bu gecenin bir sonu olmalı bu kadar saçmalık bir gece için çok fazla diye düşünerek evin kapısını açtım. İçeri girer girmez mutfağı bulup " bira var mı ?"diye sordu. Dolaptan kaptığı iki bira ile salona girdi, karşıma oturdu ve hiç kapanmayan çenesini tekrar açtı.

" Senin neyin var böyle ? Yani genel olarak, herkeste mutlaka tuhaf ve çekici olan bir şeyler vardır. Hatta son seviştiğim adamın bile biraz da olsa tuhaf ve çekici hali vardı. Senin hiçbir bokun yok, çok normalsin, fazla normal. Senin neyin var ? "

" Hiç bir şeyim yok."

" Neyin var söyle yoksa cama çıkıp imdat diye bağırırım !"

" Hiç bir şeyim yok " dedim, biraz sesimi yükselterek.

"- Bütün mahalleye rezil olmaktan tırsmıyor musun " diyerek gülmeye başladı.

" Hayır."

" Gözümün içine bakarak yalan söyleme bari, piç kurusu. Panikledin, neredeyse ağzımı kapatacaktın."

" Mahalleye rezil olmakla alakası yok. Beynimin içinde yeterince bebek ağlıyor zaten, bedenimi ve ruhumu ayrı odalara kapatmış, anahtarını pencereden sokağa fırlatmış gibiyim. Küçücük evde bir türlü kendimi tamamlayamıyorum.  Ve şu anda senin bağırmanı hiç kaldıracak durumda değilim."

" İstersen senin için ağlayabilirim, küçüklükten beri kaybolan şeyler için ağlarım hala ve sen kaybolmuşsun " diyerek biten bira şişesini masanın üzerine koydu.

     Gözlerimi açtığımda hava çoktan aydınlanmıştı, yatağın diğer tarafında gözlerini bana dikmiş yüzümde ilginç bir şeyler arıyor gibiydi. Göz göze geldiğimizde aramaktan vazgeçip " beklediğin eğer kallavi bir sabah kahvaltısıysa çok üzgünüm bebeğim, o ancak annenin evinde olur. Sen en yakın pastanede kahvaltını yap, ben gidiyorum. " dedi.

" Nereye ? "

" Hastaneye,dün unutmuştum bugün kontrolüm olduğunu. Ben hastayım oğlum ve dün geceye dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Eğer korunup korunmadığını hatırlamıyorsan başın büyük belada."

" Şaka yapıyorsun ama hiç hoş değil." 

" Bende aynı şeyi doktora söylemiştim ilk duyduğumda " diyerek kapıyı çekti, ben daha pantolonumu giyinmeye çalışırken.

     Üzerime bir şeyler geçirip sokağa fırladım, nefesim daralıyor, kalbimin atışı kırk metreden farkediliyor gibi geliyordu. Ne yapacağımı bilmediğim için bir arkadaşımı arayıp durumu izah ettim. " İyi bok yedin, İstanbul' da milyon tane hatun var, sen git hastalık taşıyanını bul azına sıçtığımın salağı. Gel bekliyorum evde " dedi. Bir hafta boyunca evime dönmedim, ne zaman evime gitmeyi aklımdan geçirsem midem bulanmaya başlıyordu. Bir hafta sonra ne olacaksa olsun diyerek test yaptırmaya gittim, testten önce verilen bilgilerde bu testin çok sağlıklı olmayacağını, öyle bir virüs varsa kuluçka evresinde olduğunu söyleseler de yapmalarını istedim. Test sonucu on gün sonra belli olacaktı, hayatımın en uzun on günü..

     Yedinci günün akşamı, önceki altı gün gibi kendime akşam yemeği hazırlayıp yemediğim sıralarda telefonum çaldı. Arayan kızın yakın arkadaşlarından biriydi ve beni çağırdığını söyledi. O sabahtan beri denk gelmemek için elimden geleni yaptığım insan şimdi beni yanına çağırıyordu ve ben hem kendi vicdanımı hem onun vicdanını rahatlatmak için gitmeliydim. Hastanenin kapısından girdiğimde hastanenin kokusu somut bir el gibi yüzüme sert bir tokat attı. Uzun zamandır tokat yemediğim için o sersemlikle danışmaya oda numarasını sormadan merdivenlerden çıkmaya başladım koridorlara göz atarak. Sonunda beni arayanı gördüm ve ona doğru yürümeye başladım, her adımda geriye dönüp deli gibi kaçmak isteğimi bastırmak daha da zorlaşmaya başlamıştı ki " içerde, yanına kimseyi istemedi senden başka " dedi kapıyı göstererek. Elimi kapının koluna attım, kapı cehenneme açılıyormuş gibi sıcacıktı.

" Gel, yanıma otur." dedi, kolunda sadece bir serum bağlıydı, biraz solgun görünüyordu ama hayal ettiğimden iyiydi. " Sonunda yatağa düştüm, gördün mü bak sana yalan söylemedim ben hastayım."

" Sana inanıyorum, bir şey ispatlamana gerek yok, hem iyi görünüyorsun tahmin ettiğimden daha iyi gördüm seni."

" Ne tahmin ediyordun ki ? Ah tabi ya sana söylemeyi unuttuğum ufak bir detay var o gün aceleden söyleyememiştim, şimdi hatırladım."

" Ne ? "

" Hastalık hakkında, o gece çok içtiğimiz için ertesi gün serumu takamadılar. Kontrole giremeyince böbreğimdeki sancılar arttı normal olarak ve mutlu son, işte buradayım."

" Yani ? "

" Yani hastalığımın ne olduğunu söylemeden çıktım aceleden, benim rahatsızlığım böbreklerimden, cinsel yolla geçmez ama yine de tedbir olsun diye uyardım seni." yüzünde yine o gece barda kızın kafasından aşağı bardağı boşalttıktan sonraki gülümsemesi vardı.

" Ciddi misin ? Korunma falan değince ben zannettim ki " üzerimden bütün ölü fillerin ruhu kalkmış gibi oldum bir anda, ufak bir rüzgar esse odanın içinde savrulup gidecektim.

"- Aids mi ? " diyerek gülmeye başladı. " Diyelim ki hasta olsaydım gerçekten, yani o virüsü taşıyor olsaydım ve sen biliyor olsaydın, o gece farklı olur muydu  ? " diye sorarak gözlerimin içine yine bir şeyler arar gibi baktı.

"- Olmazdı " dedim hastanenin kapısından çıkarken ve bir sigara yakıp yürümeye başladım... 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder