22 Şubat 2013 Cuma

18 Şubat


     Çok yorgundum, ellerim kirli, üstelik yaşımda küçüktü hatta Haydarpaşa garında tek başımaydım. Tren bekliyordum, gören trene meydan okuyorum zannederdi. Ah ulan diyordum ah ulan, sizin sevgililer gününüz, cart gününüz curt gününüz varsa benimde koca yalnızlığım var, doğum günüm var. Ben tek, siz hepiniz ! Haydarpaşa garındaydım, tren bekliyordum, sanki tek bekleyen benmişim gibi, sanki tren benim istediğim yere gitmekle mesul gibi. Kimse birbirini tanımıyordu ve elimde sadece bir pazartesi günü vardı yakıp ısınabileceğim. Aylardan şubattı üstelik 18. günü..

     Uzun zaman olmuştu dünyada park halindeydim, zaten beni park edenin de hatalı park ettiğini düşünüyordum. Park cezalarından ne camım kalmıştı ne sileceğim. Üstelik bu dünya üzerinde ziyadesiyle göt oğlanı ve bir o kadarda sefil vardı, yani hangi tarafta olursam olayım fazlaydım. Bir banka oturup delirme sıramı beklemekten başka şansım olmadığı kanısındaydım ve hala tren gelmemişti. Herhangi bir banka oturup tren beklermiş gibi yaparak delirmeyi beklediğimi kimseye çaktırmadan beklemek gibi bir şey yapmak istiyordum, bütün bu yaşayanlara ben de yaşıyorum diye bağırmak için, o trene binebilmek için delirmeliydim.

     Çünkü o tren belki de gelmeden birkaç istasyon önce müstakbel sevgilimi indirmiş tanışma şansımızı ihraç fazlası mal gibi sokağa düşürmüştü, belki iş toplantısına giden memur olmak zorunda kalmış bir şairi işine daha çabuk yetiştirmeye çalışıyordu. Hatta belki " bir at, bir ata bütün krallığım " diyebilecek bir  yavşakla aynı trene binmek üzereydim, ihtimaller daha kötüleri üzerinden doğuyordu. Korkuyordum modern insan yapısı bulaşıcı olabilirdi, telaş kalabalık içinde saatli bir bomba - ki saatin kaç olduğunu bilmiyordum- , umursamazlık televizyonlarda çok acıklı bir dizi sahnesi görene kadar geçici körlüğe, geçici körlük geçici şeylere aldanmaya yol açabilirdi. Hatta şu an meteor düşebilir, beklenen kıyamet kopabilir ya da karısından ayrılan bir adam cinnet geçirip hepimizi vurabilirdi.  Gece ikiye bölünebilse birini çalardım, korkuyordum bu kadar aydınlıkta beni farkederler diye. Fakat gece ikiye bölünemez, parçalanamaz, çalınamaz işte sırf bu yüzden bana bir bank gerekiyordu ve trene binebilmek cesareti için birazcık delirmek.  Sonra da banktaki eşkalimi tebeşirle çizerek alt kümelerinde bir daha delirmek. Aylardan şubattı, üstelik 18. günü..
 

1 yorum: